| |
Ozan Anlaş ozanlas@gmail.com
“Yeni Sosyal Hareketler” in temelini özel alan oluşturur. Özel hayat kavramına kapitalizm dönemine kadar vurgu yapılmadığı için, kurumların bireysel hayatlara etki etmesi oldukça kısıtlı kalmıştır. Toplum da gündelik yaşamda ürettiği iktidar ilişkilerin pek farkına varmayınca özel alanların gelişmesi burjuva devrimine kadar kısır kalmıştır. Kapitalizmin beraberinde getirdiği bireyselcilik ile birlikte özel yaşam ve aynı zamanda da, herkes evrensel değerler önünde eşit ilan edilince, temsilin evrenselliği ve bireysel muhalefet olgusu beraber gelişmeye başlıyor. Bireyler içinde bulundukları sosyal sınıfın tüm evrensel çıkarları temsil ettiğini düşünüyor ve bunları devlet katında temsil ederek kullanıyor. Post-modern çağda ise, bireysel yaşam aşırı tüketime maruz kalınca bireyler rahatsızlıklara ortak noktalardan yaklaşmak yerine farklılıklarını ortaya koyarak tepki vermeye başlıyorlar.
İşte 1960’lı yıllarda ortaya çıkan yeni sosyal hareketlerin farklılık vurgusu, evrensel olan karşısında güç kazanmaya başlamıştır. Bu hareketin aktif gücünü ise yeni orta sınıf olarak adlandırılan eğitimli kesim oluşturuyor. Geleneksel işçi sınıfından farklı olarak bu yeni orta sınıfın çalışma şartları daha esnek olduğu için sosyal hayata dair diğer alanlarla da ilgilenebiliyorlar. Örneğin sanat dallarıyla…
İlgilendikleri farklı alanları; bireysel farklılıklarıyla birleştirince “yeni sosyal hareketler” bağımsız radyolar, kitapevleri, dergiler vb. kanallarla desteklenen bir hareket ağını, kişilerin ve bilgilerin sürekli bir değiş tokuş içinde olduğu bir sirkülasyon sistemini temsil ediyor.
Modern çağdan, post-modern çağa geçiş ile beraber değişen sosyal hareketlerle, aslında çoğu kavramın değişmesinde önemli bir rol oynayan “kapital”, hızlı bir tüketim anlayışıyla kültür öğelerini de dönüştürmekte oldukça etkili olmuştur. Popüler kültür bu anlamda kültürel “şeylerin” mekanik üretimi ve geniş iş bölümü etrafında kurulan kapitalist mal üretimi, pazarlanması, dağıtımı ve tüketimi biçimlerine dayanan bir kültürdür. Ayrıca her alanda alternatif olanı kendi büyük düzeni içine katmaya çalışır, bu nedenle kapitalist üretim biçiminin değişimini amaçlayan reaksiyoner kültüre yönelir. Ancak bu yönelim satış yapma olanaklarına sahipse liberal kapital için faydalı bir görev görür.
“Yeşil Pop” olarak adlandırılan -İslami popüler müzik- böyle bir dönüşüm süreci yaşamıştır. Öncelikle yeni bir hareket olarak İslam ve müzik birleştirmiş; alternatif bir kültür yaratmıştır. Fakat zaman içinde tutulduğu için “pop” ibaresini kullanmaya başlamış ve kapitalist pazar tarafından ele geçirilmiştir. Bu aynı zamanda popüler olanlar üzerine verilen mücadelenin zayıflamaya başladığı ve yeni sosyal hareketlerin de kırılma zamanını oluşturan 1980’lerin ortalarına denk gelen bir zamandır.
“Yeşil Pop” 1980’lerin başlarında -İslami hayat tarzını- benimseyen insanların dinlediği popüler müzik için kullanılmaya başlanan bir terimdir. Sektörün çıkış noktası 1980'li yıllara dayanıyor. Bu dönemde, "Arkası Yarın" programlarından, mülhem dini bilgileri ihtiva eden ya da İslam büyüklerinin hayatlarını anlatan ses tiyatroları hazırlanmaya başladı. Tiyatrolarda, anlatılan konuyla ilgili ilahiler yer aldı. Bu dönemde bağlama ve saz gibi müzik aletlerinin kullanılması tepkiyle karşılandığından, ritim ve nefesle yetinildi.
Yeşil Pop genel müzikal altyapısı itibariyle yaygın pop müzik ile benzerlikleri olsa da içerik olarak kesin çizgilerle kendini İslami kulvar içinde var eder. “Yeşil Pop” terimi ilk defa Yeni Şafak gazetesi yazarı Sadık Albayrak tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Ancak İslami kesim bu tarz müzik için “Yeşil Pop” yerine “özgün müzik”, “ezgi” veya “direniş müzikleri” isimlerini kullanmayı tercih eder.
Bu tercihin nedeni birçok İslami müzisyene göre yaptıkları müziğin aslında popüler olmadığını iddia etmeleridir. Bu müziğin ilk temsilcilerinden Eşref Ziya Terzi durumu şöyle açıklıyor; “Öncelikle ‘Yeşil Pop’ meselesini düzeltmem gerekiyor. Bizim yaptığımız müzik hiçbir zaman popüler olmadı. Çünkü popüler müzik; herkesin dinlediği, gündemde olan müziktir ki, bizim müziğimiz hiçbir zaman toplumun genelinde bir ilgi görmedi. Hep belirli bir kesimin ilgisini çekti. Bir yere ait müzikti. Bunun yeşil olarak anlamlandırılması yanlıştı, ama bir kesime yönlendirilmiş bir müzik olduğu açıktı. Bu da pop olmadığı için, yeşil anlamsız kalıyor. Müziğimizin adına "özgün müzik" diyebiliriz.”
Ancak zaman içinde dönemsel değişimlerle beraber izlenilen yolda İslami müziğin salt ideolojik söylemlerden çıkıp estetik olarak biçimlendirilmeye başlandığını ve sanat yapmak için de bunun gerekli olduğunu vurguluyor. Bu süreç aslında İslam öğretilerine göre sadece vurmalı çalgıların kullanılması durumundan da çıkışı gösteriyor. Özellikle Özal dönemiyle beraber dışarıya açılma politikaları İslamcıların da bu yönde, dünyanın sadece etraflarında yaşayan insanlardan ibaret olmadığının farkına varmalarını sağlıyor. Dışarıya açılma fikri aslında bu müziği yapanlar tarafından her ne kadar kabul edilmese de ideolojik alt yapıdan uzaklaşmalarını ve toplumu dönüştürme fikirlerini törpülüyor. Böylece İslami müzik hareketi piyasa şartlarının içine girmeye başlıyor. Özellikle İlahi albümleri dönemi sonrası “ezgi” diye adlandırılan çok sesli müzik anlayışını benimseyen İslami müzisyenler seçtikleri konuları dönemsel sosyal olaylardan aldıkları için söylemler ancak kendi süreçleri içinde anlamlı olabiliyor. Örneğin yine Eşref Ziya Terzi’nin Hindikuş’tur dağları / Mücahid’dir adları dizesi veya “Bir güneş doğuyor Cezayir’de” (1991 yılında yapılan seçim sonucunda iktidar hakkını elini bulunduran partinin yükselişini önlemek için yapılan askeri darbe konu alınıyor.) isimli şarkısı artık kendisine herhangi bir karşılık bulamıyor.
Bu durum tek başına bir anlam ifade etmeyebilir ancak yukarıda belirtilen, sermayenin alternatif olanı dönüştürmeye olan yönelimi İslami müziğin zayıf yerlerinden yakalayıp kendine doğru çekmeyi başarıyor. Çünkü önceleri ideolojik söylemlerle arkasından büyük kitleler sürüklemeye başlamış olan İslami pop kendi içinde yedi bin albümlü ve yüzlerce plak firması içeren büyük bir sektöre dönüşüyor. Tabii ki bu sektörün devamlılığı için kapitalist şartlara göre sürekli bir büyüme sağlanması lazım. İşte 1990’ların ortalarına geldiğimiz bu dönemde görsel medyanın da gelişimiyle İslami müzik “Yeşil Pop”a doğru evrilmeye başlıyor. Ortaya çıkan yeni İslami orta sınıf kendisini sistemin sosyal hayatın pratiklerine adapte etmeye başlıyor, bu durum müzikal zevkleri de merkezde oynayan müzik anlayışına yaklaştırıyor. Artık ortada müzik bilgisi olmayan ve sadece samimi bir havadan aldığı destekle yüz binlerce albüm satabilecek kimse kalmıyor, bunun yerine müzikal altyapısı olan, şarkılarında her türlü enstrümanı kullanan ve konu olarak ilahi aşkın yanında, beşeri aşktan da bahseden bir tarz ortaya çıkıyor. Bu tarzın başlıca isimleri de Ömer Karaoğlu, Mustafa Demirci, Aykut Kuşkaya gibi isimler oluyor.
‘Sivil Haklar Mücadelesi’ her toplum içinde her zaman varolan baskın sisteme karşı bir duruşu temsil etmiştir. Bunun karşılığın en etkili anlatım yollarından birisi de müziktir. Örneğin, Birleşik Devletler’in güneyindeki siyah köleler, beyazların baskılarına karşı kendi müzik geleneklerini oluşturmuşlardır veya Jamaika’nın yoksulluğuna karşı Bob Marley, müziğiyle geldiği yerdeki şartlarla mücadele etmiş; ABD’yi ayağa kaldırmıştır. Bütün bu muhalifler bulundukları durumu kendilerine göre olumsuz sayıp bir şekilde çözüm yolları açmış ve bu olumsuzlukları dönüştürmeye çalışmışlardır.
Türkiye de ise bu mücadele içinde İslami kesim bir dönem müzikleriyle sert bir söylem edinmiştir. Toplum içinde çok gözükmeseler de birçok insan bu müzikleri dinlemiş ve yaymaya çalışmışlardır. Ancak özellikle post-modernitenin toplumumuz içine hızla nüfuz etmesiyle birlikte İslami kesimin ideolojik problemleri türban meselesi gibi yüzeysel problemler içinde kalmış ve kendisini ifade edebilecek sağlam bir zemin hazırlayamamıştır. “Yeşil Pop” a yöneltilen eleştiriler ve bu müziğin çöküşe geçmesi de Sadık Albayrak’ın “Yeşil Pop” kavramını ilk kez kullanmasıyla ilişkilendirilir. Bu kavramla beraber artık İslami müzik, sahip olduğu değerleri pas geçmekle suçlanmış ve asıl görevi olan direniş fikrini harekete geçirmemekle itham edilmiştir. Yazar Selahaddin Yusuf bu müzisyenlere bu bakış açısıyla şöyle sesleniyor; “Dünün "yüksek perdeden söyleyen" Yeşil Pop'u nerede? Estetiğin ve üslûbun sahibi (!) sanatçılar olarak neredeler şimdi? Gitarlarını ve davullarını alıp Beyazıt Meydanı'na ne zaman çıkacaklar? Meydanları ne zaman inletecekler? Milletin izlemek için birbirini ezeceği konserler nerede?”
REFERANSLAR:
1. İrfan Erdoğan, Popüler kültürde gasp ve popülerliğin gayri meşruluğu
2. Doğu-Batı düşünce dergisi 2001 sayı: 15 sf:65 Felsefe Sanat ve Kültür Yayınları
3. Yaşar Çabuklu Yeni Sosyal Hareketler Kaknüs Yayınları 1999 s.168
4. Selahaddin Yusuf , Şimdiki Zamanın İzinde Birey Yayınları, 2000
5. http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=15802&yorum_id=1997
6. http://64.233.161.104/search?q=cache:rGuF6kkOI6UJ:www.wakeup.org/anadolu/03/1/cezayirde_islami.html+cezayir+se%C3%A7im&hl=tr
7. http://www.enfal.de/yak21.htm
8. http://www.marmaramuzik.com/roportajgoster.asp?tix=6
9. http://www.marmaramuzik.com/roportajgoster.asp?tix=7
10. http://www.marmaramuzik.com/roportajgoster.asp?tix=9
11. http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2003/ekim/03/kultur.html
12. http://www.sanliurfa.com/modules.php?name=News&file=article&sid=6808
|
|