Pınar Erdoğdu pinarerdogdu@yahoo.com

QUEM PLANTAR A PAIS VAI COLHER AMOR

“Ne yazsam, ne yazsam?” diye odamın tavanına bakarken herhangi bir yazının benim için en zor bölümü yani başlığı aklıma geldi. Umutlanıp yataktan fırladım hemen diğer yastıkta uzanan laptop’u kaldırıp açtım ve başlığı attım bir word dosyasına. Artık sambaya doğru bir yolunu bulup yol almak üzere başlayabilirdim. Quem plantar a pais vai colher amor 2003 yılı karnavalında Mangueira Samba okulunun şarkısının nakaratının ilk cümlesi ve anlamı da: ‘kim barış ekerse sevgi biçer’ . Her ne kadar samba okulları arasında en az kanımın ısındığı okul olsada bu şarkının nakaratı ne kafamdan silindi ne de melodisi dilimden düştü. Özlü sözleri anımsatıyor ve ‘kim barış ekerse sevgi biçer’ Türkçe deki ünlü ‘ne ekersen onu biçersin’ gibi, hatta bu şarkı nakaratı için günümüze dünyada olan bitene uyarlanmış versiyonu diyebiliriz. Aklımda kalmasının bir diğer sebebi de barışa dünyanın çok ihtiyacı olduğu bir başka dönemini yaşıyor olmamız. Mangueira’yı pek sevmememin nedenine gelince kadınlara dans etmek dışında rol vermemeleri ve provalarında bile herhangi bir enstrüman çaldırmamalarıdır. Bu kural okulun çok eski bir geleneğiymiş ve enstrümanları erkekler çalarmış. Ben onlarla prova yapmak isteyince; ki aralarına girmek için kullandığım kişi mahallenin polisiydi, yinede bana mısın demediler ve ‘illa erkek’ olmak gerekiyormuş diye diretince, bende “eyvallah” deyip kendime başka okullar buldum. Bu 2003 yılıydı ve geleneklerinin halen değişmediğine böylece emin olmuştum. Bir yere alışana kadar başa gelen aksiliklerin pek abartıldığı bir dönemlerden biri olan Brezilyadaki ilk günlerimde büyük hayal kırıklığına uğramış, bütün arkadaşlarıma elektronik posta yoluyla Mangueira’yı bir güzel şikayet etmiştim. Üç dört ay sonra sırf kadınlardan oluşan bir samba grubunun birinci surdo çalgıcısı olarak Caetano Veloso tiyatrosundaki ilk gösterilerinde pek kabarmış içimden “ohh olsun size” demiştim
Neyse ki; Rio De Janeiro Samba okulları açısından hem dünyanın, hem Brezilyanın en zengin şehri olması dolayısıyla bana bir daha Mangueira’nın kapısını ‘bu anlamda’ çaldırtmadı ama sonradan defalarca provalarına gittim ve kabul etmek gerekir ki bu okul en iyi bateria’ya sahip okullardan biri. Samba okulları isimlerini genelde ikamet ettikleri favela’lardan alırlar. Rio De Janeiro’da, tepelere kurulmuş varoşların eteklerinde yerleşim merkezleri bulunur ve bu merkezler varoşların insanları için geçim kaynakları oluştururlar. Benim seyretmeye doyamadığım en güzel manzaralar bu varoşlardaydı ve bu anlamda Rio’yu dışarıdan gelen herhangi bir turistten çok daha fazla tanıma fırsatını veren sambaya halen minnettarım.
Samba okullarına tahsis edilen açık hava alanlarında provalar haftada bir gece halka açık, bir gece kapalı olarak yapılır. Bunun yanı sıra samba okullarında, çoğunlukla cumartesi günleri eğitim veren enstrüman dersleri olur ve küçük yaştan itibaren bu okullarda müzisyenler yetiştirilir. En iyi samba okullarından biri olan Beıja Flor adlı samba okulu ise, en fazla birinciliğe sahip olması ile birlikte halkının okula olan sadakatı ve bağlılığıyla da bilinir. Her prova gecesini karnaval gecesi edasıyla yaşar bu okulun halkı. Okulun şehirden hemen hemen iki buçuk saat uzaklıkta olmasından dolayı provalarına fazla gidemedim fakat ilk gittiğim gece iki tane beş yaşlarında oğlan çocuğu ellerinde tamborim o senenin şarkısına baştan sona eşlik edip beni ve yanımdaki diğer gringoları hayrete düşürmüştür. Cumartesi okullarının azizliğini bu tecrübeden sonra çok daha iyi anladım.
Eklemeden edemeyeceğim ki, ben ağzımı açmayıp portekizce konuşmadığım sürece, beni oralı sanan hatta daha sonra New York’a döndüğümde bana “Brezilyalı mısın?” diye soran çok olmuştur. Sanırım insanın kanına samba girince havası da değişiyor.
Sambayla tanışmam; televizyondan yıllarca izlediğimin ötesinde kanlı canlı bir tanışmadan bahsediyorum ki, New York’ta ikamet ederken bir Celtic geleneği olan Solistice kutlamaları sırasında oldu. Paul Winter’ın davet ettiği bir New York samba okulu olan Manhattan Samba ne kadar ufak bir samba okulu da olsa Saint John the Divine katedraline yaklaşık 20 kişilik bir grupla bana müziksel orgazm budur dedirtmeyi başarmıştır. Sayıları her ne kadar az olsa da; temelde gerekli olan baterinin birinci, ikinci, üçüncü surdosu ve bir kaç tane caixa , bir kaç tane tamborim chocalho ve cuicadan oluşan Manhattan Samba okulu ve S O B ( Sounds Of Brazil) kulübü ; New York’un en eski Güney Amerika kültür noktalarındandır. Brezilya’da yüzlerce insandan oluşan bateriayı dinlerken hangi cennetin, hangi mekanında bulunduğumu tahmin edebilirsiniz.

Notlar:
Kim barış ekerse sevgi biçer.
Surdo: Sambanın sütunu gibidir ve  temel tempoyu tutar .Birinci ve ikinci surdo ise  birbirleriyle konuşurcasına ‘soru cevap’ tekniğiyle  çalınır. Şekil olarak  en büyük ve en ağır davuldur ve erkek enstrümanı olarak görülür
Bateria: Vurmalı çalgılar grubu.
Favela: Şehrin dışında yada şehrin içindeki tepelere kurulmuş varoşlara verilen ad.
Bu okul ismini bir kuştan almıştır.
Tamborim: Bateride çalması en zor ve melodinin en çok hissedildiği ve ritmik oyunların yapıldığı enstrümandır.
Gringo: Brezilyalıların yabancılara verdiği isim.
Caixa: Trampet  ile aynı enstrümandır. Bir kayış aracılığı ile boyna asılıp çalınır ve  genelde belli  temel melodiyi çalar. Bazı okulların kendine has bir caixa ezgisi vardır ve bu özellikleriyle tanınırlar.
Chocalho :Demir bir dikdörtgene adeta çamaşır ipine asılmış zillerden oluşan çok güçlü sesli bir zil çeşididir.
Cuica:  Metal bir huniye deri bir kafa gerilip, bu derinin ortasından bir ince metal çubuk içe doğru gerilerek yapılmıştır.Eldeki ıslak bir süngerin bu çubuğu kavrayarak ileri geri hareketi ile çalınır ve  bu enstrüman bana hep konuşuyormuş gibi gelmiştir.

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik