Onur Karagöz onurkaragoz1@gmail.com

YERALTININ POPÜLER OLANLA SAVAŞI; NEO-SOUL

Yazıma, müzik türlerinin  80’lerden sonra insanları dükkanlardaki raflarda duran mala daha kolay ulaştırması için bulunduğunu, daha doğrusu müziğin tamamen ticari sebeplerle adlandırıldığını hatırlatarak başlamak isterim. Müzik adlandırılmasa da müziktir. Müzik zaten oradadır, evrendedir, sesler orada duruyordur.

Neo-Soul, çağdaş R&B, 70’lerin soul’u ve caz soundlarını füzyonlayan,  90’ların ikinci yarısından sonra ortaya çıkmış bir müzik türüdür. Neo-soul, diğer birçok tür gibi popüler olana (mainstream) karşı bir anlayış ile yeraltından çıkmış, ama yine diğer türler gibi yeraltında kalmayı başaramamış ve popülerliği gün geçtikçe artmıştır. Tabi buna bir başarısızlık olarak mı bakmak gerek yoksa bu bir başarımı dır? Bu sorulara değişik cevaplar vermek çok alışılagelmiş bir durumdur. O zaman ben de kendi fikrimi söyleyebilirim; Her zaman yeraltında kalınmasını severim...

90’ların ortasında Neo-soul, “Raphael Saadiq” in “Tony! Toni! Tone!” adlı grubu ve “Mint Condition” isimli grubun albümleri ile ilk meyvelerini vermiştir, fakat neo-soul teriminin asıl kullanılmaya başlanması şarkıcı “Joi” nin 70’lerin sound’u, aranjmanları ile rock sound’unun karışımından  oluşan albümü ile olmuştur. Bu albüm inanılmaz adam Stevie Wonder’ı bize biraz hatırlatacak “D’angelo”nun 1995’teki “Brown Sugar” albümü izlemiştir.
Yavaş yavaş neo-soul terimi duyulmaya başlanmış ve bu sound kendisine yeni kulaklar bulmaya başlamıştır. Bana göre, bu türün ismine en büyük katkıyı yapan, yeni Billie Holiday
diyebileceğim “Erykah Badu” olmuştur. 1997 yılındaki ilk albümü “Baduizm” ile ortalığı kasıp kavurmuş, son derece jazzy sound’u ile de soul müziğine yeni, elit bir renk getirmiştir.
Albüm, R&B’nin ünlü ve tarihi plak şirketi “Motown”un başındaki Kedar Massenburg’uda çok etkilemiş ve bundan sonraki çalışmaları da Erykah Badu’nun “Baduizm” albümünün soud’unu hep bir milat olarak belirlemiştir.

Neo-soul’un popüler dünyadaki ilk patlaması 1998 yılında Lauryn Hill’in “The Miseducation of Lauryn Hill” albümü ile olmuştur. Albüm toplam 5 Grammy kazanmıştır. Lauryn Hill’in bu çarpıcı başarısından sonra birçok neo-soul şarkıcısı bu sound’a yakın albümler kaydetmeye başlamıştır. Bunlardan bazıları; Jill Scott, Maxwell, Macy Gray, Alicia Keys, Angie Stone, Musiq Soulchild, , Alice Smith, Truth Hurts ve IndiaArie’dir. Diğer neo-soul şarkıcıları; Lucy Pearl, Floetry, Glenn Lewis, Res, Anthony Hamilton, Bilal ve Dwele, gibi... Bunların hepsi de R&B radyolarının vazgeçilmezleri haline gelmiştir. Böylece; Neo-soul yeraltından çıkıp daha fazla kulağa ulaşmaya başlamış ama pop müziğine göre her zaman daha sınırlı, içine kapanık kalmıştı. Daha çok kendi komünitesiyle ilerleyerek, popüler bir yönlendirme, pazarlama yerine sanatçının performansı, ifadesi, anlatımı ön  plandaydı. Sanatçılar müziklerini dinleyiciye, BET (Black Entertainment Television), Urban Radio gibi daha çok Afro-amerikanların, yani siyahların izlediği ve dinlediği medya kuruluşlarından ulaştırıyorlardı. Bu kuruluşların yayınladıkları hiçbir müzikte 90’ların sonlarına doğru pop müzikte oluşan ticari kaygılara bağlı basitleşme ve dejenarasyona yer yoktu (Kliplerde boy gösteren bikinili seksi kadınlar, robot vücutlu erkekler…). Her yeni ve yeraltından gelen müzik gibi neo-soul de bu nedenlerle popüler müzik dinleyicisine ulaşmakta zorlanıyordu.

Popüler müzik dünyasına, pazarlama dediğimiz basitleşmiş tarafından baktığımızda Lauryn Hill en tanınmış ve başarılı olmuş neo-soul sanatçısı olarak göze çarpar. Hill , “Everything is everything” ve “Doo Wop(That Thing)” gibi iki pop single’i ile ve bu şarkılardaki rap performansları ile popüler müzik dinleyicisinin oldukça dikkatini çekmiş ve dans etmelerini sağlamıştır.

Alicia Keys’de, popüler müzik dünyasında başarıyı yakalamış başka bir neo-soul şarkıcısıdır. Aslında bana sorarsanız;  Alicia Keys’i neo-soul sound’una da, yeraltının felsefesine de hiç yakın bulmuyorum. Bence koskoca bir pop prodüksiyonudur Alicia Keys. Klasik piyano eğitimi aldığı için soul hissiyattaki şarkıların aralarına o çalamadığı klasik piyanonun yerleştirilmesi gerçektende ortaya çok başarısız bir sonucun çıkmasına neden olmuştur. “Fallin’” single’ı ile ortalığı kasıp kavurmuştur ama, bence topuklu ayakkabıları ile  New-York’un Ebru Gündeş’i yada Sibel Can’ıdır.

Popüler müzik dünyasına sızabilen neo-soul üçlüsünün sonuncusu da Macy Gray’dir. Sesinin kirli tonu ve müziğindeki beatler daha çok rock soundunu andırır hepimize. Hill, Keys ve Gray yeraltından popüler müzik dünyasına seslenebilen, artık zekasızların izlediği MTV’de sıklıkla boy göstermiş ve listelerde birinci sıraları görmüşlerdir. Bu üçlüde Lauryn Hill’i diğer ikisinden ayırıp başka bir tarafa koymak isterim. Keys ve Gray’e şarkıcı demek isterim ama Hill’e sanatçı diyebilirim…

Neo-soul stilinde, yukarıdaki popülerliği çabuk yakalayabilmiş üç ismin dışında onlara göre çok daha geç değerleri anlaşılabilmiş, belki de halen anlaşılamamış 4 önemli isim vardır. Bu isimler müzikal olarak bakıldığında gerçekten de çok yüksektir. Bunlar; Erykah Badu, Jill Scott, D’Angelo, Maxwell’ dir. Erykah Badu, Billie Holiday’i andıran sesi ile, edebiyatı, sound’u, sallanması, özelliklede son albümü “Worldwide Underground” daki yeni form açılımları kullanması ile yaptığı yeniliklerle litaratüre geçmiş bir isimdir. Jill Scott, Badu’nun yazdığı bir parça ile ortaya çıkmıştır ve kesinlikle performansı ile dansımıza, sallanmamıza büyük bir katkıda bulunmuştur. Bunun yanı sıra, “The way” isimli ballad şarkısı Scott’un, bence tüm pop müzik tarihi boyunca yazılmış en iyi pop balladlardan biridir. Yeni Stevie Wonder diyebileceğim D’angelo, “Voodoo” albümündeki müzisyenlerin müthiş performansları ile bizlere son derece funky salınımlar sağlamış ve James Brown, Prince ve Stevie’i hiçbir zaman unutmamak gerekir dedirtmiştir.

 Maxwell albümlerinin hepsinde, hepimize pop-soul nasıl çalınır, söylenir ve hissedilir’in kanıtını vermiştir. Özellikle de MTV için kaydedilen Unplugged’daki tüm müzisyenlerin performansı parmak ısırtıcıdır. Canlı performans ancak bu kadar başarılı olabilir. Müzisyenler gerektiği kadar çalmayı, az çalmayı ancak bu kadar bilebilir…

Amerikan müzik dünyasında her yeraltı müziğinin aldığı ilk tepkiler gibi Neo-soul’a gelen ilk tepkiler de çok olumlu olmamıştır. “Çok elit” denip geçilebilmiştir. Yeraltından gelen her müzik bir süre sonra popüler(hip) olma şansızlığını (bu bir sürü insan için bir şans olarak da nitelenebiliyor) yaşıyor ne yazık ki.

Buralarda;  Badu’yu, Scott’ı, D’Angelo’yu, hepsini , 1999-2000 yılları arasında dijital dünyanın iyice özgürleşmesi ile keşfetmiştik. Radyolarda hiç duyamazdınız, televizyonlarda rastlamazdınız. Sonraki senelerde İstanbul’daki cover grupları keşfettiler neo-soul’u, birbirinin aynısı 4-5 tane cover grubu çıktı ortaya. Neo-soul çalıyorlarmış. İnsanlar bir anda neo-soul hayranı oldular, radyolarda duymaya başladık Badu’yu, Scott’ı… Televizyonda ilk Badu’yu gördüğümde ne kadar heyecanlandığımı hatırlıyorum da sanki kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Özellikle de son 2-3 yıldır popüler müzikte yaşanan rezilleşme, basitleşme hareketinin bu güzel müziği ve sanatçıları bozmasından çok korkar olmuştum. Nitekim Jill Scott son çıkardığı albümü “Beautifully Human” ile bu korkuma cevap verdi, üzdü beni. Sonra Badu’yu boynunda tilki kürkü ile MTV’nin sitesinde gördüm Bu olaydan sonra, hayvanseverler derneğinden büyük tepki toplamış ve imzalar toplanmış. Neredeyse ağlayacaktım. Korkum her geçen gün daha da artıyor ve heyecanla Badu’nun yeni albümünde ne yapacağını bekliyorum. Artık isimlerini çok kişi biliyor, onlara radyolarda çoğu zaman rastlıyoruz.

Dijital dünyanın gelişimi hızla ilerlerken, bir taraftan yüksek maliyetli prodüksiyonlardan vazgeçen şirketler ve yeraltından çıkan müziklerin de özgür, bedava alanlarda bir sürü insana ulaşması yeraltının yükselmesini sağlayacaktır. Yeraltı hep yaşacaktır, her zaman gerçek müzik orada dönecektir; gerçek dans,sallanma, ağlama, gülme…Her şey orada olmaya devam edecektir. Popüler dünyaya yenilen aramızdan ayrılacaktır, oraya gidecektir ama inandığım birşey var ki; İsimlerini ne kadar çok kişi bilirse bilsin, Badu ve onun gibiler her zaman, onunda dediği gibi “Worldwide Underground” demeye devam edecektir.

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik