EVREN KUTLAY ekutlay@ku.edu.tr

TÜRK MUSİKİSİ TIBBIN HİZMETİNDE

Geçen yıllarda TÜMATA (Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma) grubu Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Oditoryumun’da anlatılı bir konser verdi. Grup, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Etnomüzikolog Yrd. Doç Dr. Oruç Güvenç’in başkanlığında 30 kişilik amatör sanatçıdan oluşuyor. 1976 yılında kurulan Tümata, otantik Türk Musikisi üzerine araştırma, yayın, arşiv seminer, konser ve eğitim faaliyetlerini yaklaşık 20 yıldır sürdürüyor. Çalışmalarını yaşayan Türk topluluklarının ve Türk kültürü ile müzikal bağı bulunan insan gruplarının musiki malzemeleri üzerine yoğunlaştıran Güvenç, bu amaçla Almatı, Bişkek,Viyana, Rosenau, Frankfurt, Hamburg, Münih, Freiburg, Zürih,Brüksel ve Barcelona’da merkezler kurmuş. Merkezler, Türk müzikoterapisi ve etnomüzikolojik değerlendirmelerin modern insan yaşayışına adaptasyonu üzerine faaliyet gösteriyorlar.

İdil-Ural Türklerinden olan Dr. Güvenç sanat hayatına 12 yaşında iken gördüğü bir rüya üzerine keman eğitimiyle başlamış. Sonrasında Türk Musikisi enstrümanlarından Ney, Ud, Tambur ve Rebab’ ı tanımış, icra etmiş. Aile fertlerinden dinlediği İdil-Ural  Türkleri şarkıları ve sazlarının etkisi Felsefe eğitimi kapsamında hazırladığı “Hz. Mevlana’da insan” konulu lisans teziyle birleşince Türk musikisine ilgisi gittikçe büyümüş. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde “Ruhi hastalıklarda musiki ile tedavi” konulu klinik psikoloji doktorası yapmış ve “Med. Sc. Dr.” Ünvanı almış. Türk musikisinin tarihi, coğrafi, etnolojik, folklorik değerlerini arşivleyerek 300 kadar otantik Türk Musikisi enstrümanı içeren bir müze oluşturmuş. 1990 yılında Viyana’da Türk müziko-terapisini temel alan bir okul kurmuş. Hatta okul ilk mezunlarını bile vermiş.

Aklınıza gelir miydi burçlarla, astrolojiyle müzik-terapinin ilişkisi? Ya da değişik makamların değişik tıbbi etkileri olabileceği? İşte size Dr. Güvenç’in anlattıklarından birkaç örnek: Hicaz makamı ateş tabiatlı olup yay burcu özelliklerini taşıyor, sıcak özellik gösterdiğinden de kuru-soğuk nedenli hastalıklara iyi geliyor. Özellikle de kemiklere, beyne, ve çocuk hastalıklarına; ya da uşşak makamı balık burcu olması nedeniyle su tabiatlı, diğer bir deyişle soğuk ve nemli. Bu makam ise kalp ve ayak rahatsızlıklarına, hele hele uykusuzluğa karşı birebir! Liste her burç ve her makam için böyle uzayıp gidiyor. Bir de zaman bağlantısından söz edildi, rehavi makamının Pazar günüyle ilgili olması, uşşak makamının ise Perşembe günü daha etkili olduğu gibi.

Dr. Güvenç bir araştırma yazısında eski Türklerin müziği tedavide kullandıklarını vurgulamış. Baksı ve Kam adı verilen tedaviciler bir sanatçı gibi görünüp toplumun gereksinmelerine ve sorunlarına cevap verdikleri için sosyolog, pedagog ve psikolog rollerini de üstlenmişler. Araştırmada Dede Korkut da örnek veriliyor. Dede Korkut öğüt verir, destan söyler, kopuz çalar, hasta tedavi eder. Kısacası, eski Türklerde müzik ve dansla tedavi sosyo-kültürel ve ruhi bir fenomenmiş.

Oldukça enteresandı müziğin nelere kadir olabileceğini öğrenmek. Aslında gazetelerde okuyoruz ya da TV’de izliyoruz Mozart dinleyerek hastaların iyileştiğini ya da anne karnındaki bebeğe müzik dinletmenin faydalarını. Müziğin tedavide kullanımı yavaş yavaş Türkiye’de de yaygınlaşmaya başladı. Hatta dünyaca tanınan kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz kitabında, ölüm korkusu yüzünden kalp ameliyatlarında ölüm vakalarının, eski Türklerin müzik terapide kullandıkları örnek melodilerden oluşan CD’leri dinleterek azaltabildiğini belirtmiş. O zaman neden daha yaygın kullanılmıyor Türk musikisi tedavide? Alternatif tıpta ya da tıbbi tedavilere destek olarak kullanımı için kendi öz müziğimiz olması dolayısıyla kaynak erişimi açısından çok da zorlanmazlar doktorlarımız. En azından bu tip araştırmalar içinde bulunan müzik topluluklarıyla iletişim kurup yakın işbirliğine girerek, hiç değilse konserlerini izleyerek bir başlangıç yapabilirler. Türk musikisinden tıpta da yararlanmak, etkilerini ve başarısını dünyaya gösterebilmek için yabancı bilim adamlarının bizden önce davranmasını bekleyip de sonradan kendi öz değerlerimize sahip çıkmayalım. Mozart’la tedavi oluyorsa Türk musikisiyle neden olmasın?

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik