Can Ergelmiş canergel@hotmail.com

KÜRESELLEŞMENİN CAZIN OLUŞUMU ÜZERİNDEKİ ETKİSİ


Ünlü caz piyanisti Jelly Roll Morton, “Ben cazı 1902’de keşfettim” demiş. (Vail, 1993, s. 7) Bununla da kalmayıp, kartvizitine “Ragtime’ın Yaratıcısı” yazmış. (Berendt, 2003, s.24) Jelly Roll Morton’un gerçekten de, kaydedilmiş ilk caz eserlerini yorumladığı doğrudur. Fakat, caz gibi büyük bir kültürel birikimi arkasında taşıyan bir müzik türünü bir insanın yaratıcılığına bırakmak, hatta bir yılda veya bir günde gerçekleşen bir olaymış gibi algılamak ne kadar doğrudur?
Cazın doğduğu dönem olarak 19. y.y’ın sonuyla, 20. y.y’ın başını kapsayan bir zaman dilimine işaret edilmektedir. Fakat, arkasında büyük bir kültür birikimi olan cazın oluşumu, sadece 20 ila 30 yıllık bir sürece sıkıştırılamayacak kadar karmaşık ve uzun bir süreç olarak görülmelidir. Hatta, birçok otorite tarafından cazın kaynağının Afrika’daki yerel müzik (ilkel kabile müziği olarak da adlandırılıyor maalesef) olarak kabul edildiği düşünülürse, cazın öğelerinin insanlık tarihi kadar eski olması sonucuna varılabilir. Fakat, bundan daha kesin ve mantıklı olan yaklaşım, cazın dünyada 19. y.y’dan itibaren çeşitli aralıklarla süre gelen küreselleşme hareketleri sonucunda meydana geldiğini gösterecektir. Özellikle 19. y.y’da yaşanan sömürge hareketleri ve daha öncesindeki köle ticareti, burada sözünü ettiğimiz kültür birikiminin temellerini teşkil etmektedir. Yaşanan teknolojik gelişmeler, dünyada ulaşımın kolaylaşması ve kısalması, insani ilişkilerin artması da kesinlikle cazın oluşumu için uygun bir ortam hazırlamıştır. Küreselleşme ve kültürel melezleşme, farklı kültürlerin ürünleri olan müzik tarzlarının bir araya gelmesi ve sonuç olarak içinde blues, ragtime, Afrika kabile müzikleri, klasik batı müziği öğeleri barındıran cazın oluşmasındaki süreci hızlandırmış ve derinleştirmiştir.
Çağımızda çok söz edilen bir terim ‘küreselleşme’: Tarihçiler, küreselleşme hareketlerini ikiye ayılmaktadır; ilk küreselleşme hareketi olarak 19’uncu yüzyılın başından, I. Dünya Savaşı’na kadar olan süreyi göstermekte, ikinci küreselleşme hareketi olarak da soğuk savaştan sonraki dönemi işaret etmektedir. Küreselleşme hareketlerinin kültürel anlamda ilk etkilerinin yaşanmasının, 19. y.y sonlarına, yani cazın oluşumuna denk gelmesi de, küreselleşmenin caz üzerindeki yadsınamaz etkisini daha da çok açığa vuracaktır. Belki de müzikle ilgili bir konudan bahsederken, ekonomik anlamda dünyadaki gelişmelere parmak basmak fazla materyalist bir perspektif olarak görünecektir; fakat, aslında dünyada kültürel kaynaşmalara olanak sağlayan yapı, ülkeler arasındaki ticaret ilişkilerinin artması, dünya üzerindeki kapital ve insan hareketinin hızlanmasıyla oluşmuştur.
Klasik ticaret metotlarından, liberal ekonomiye doğru yaşanan geçişle birlikte, Avrupa’da büyük bir şehirleşme hareketi ortaya çıktı. Modern yerleşim merkezleri etrafında toplanan nüfus, zamanla yeni iş sahalarının ortaya çıkmasına yol açtı. İkinci Endüstri Devrimi’nden sonra artan, iş gücüne ve ham maddeye olan ihtiyaç da, büyük Avrupa ülkelerinin hem Afrika’da, hem de Uzakdoğu’da sömürgeleşmeye gitmelerine sebep oldu. (Hanagan, 2000) Demiryolu, karayolu ve özellikle denizlerdeki ulaşımın zamanla daha da hızlanması ve kolaylaşması da, hem insan hem de kapital akışını hızlandıran en önemli unsur olarak ortaya çıktı. Özellikle Amerika kıtasının keşfinden sonra, Afrika’dan alınan ilkel insanların yeni dünyaya taşınması; bu hareketin sonucunda ise köle ticaretinin yaygınlaşması, Afrika insanıyla Avrupa insanı arasında bir kültürel ilişki olmasını sağladı. Köleler Hıristiyanlaşırken, Avrupa dillerini öğrenirken, hatta Avrupa kültürüne adapte ettirilmeye çalışılırken, onların kendi kültürleri de Avrupalılar tarafından keşfediliyordu.
Kölelerin Amerika’daki entegrasyonu ve yaşam biçimleri, cazın kültürel sebeplerini ortaya çıkarmaktadır. Sayıları tam olarak bilinmese de, en azından on iki milyon Afrikalının, zorla Amerika’ya getirilerek köle olarak çalıştırıldığı düşünülmektedir. (Wagnleitner, 2001, s.2) Bu kalabalık topluluğun, Amerika’da yeni bir kültürel hareket oluşturması, son derece doğal olarak karşılanmalıdır. Görülmesi gereken çok önemli bir nokta daha vardır: “Kölelik, sömürgecilik ve işgalcilik Afro-Amerikan müziğindeki yadsınamayacak derecede önemli olan, aynı zamanda da insana son derece rahatsız edici gelen öğelerdir.” (Shipton, 2001, s.15)
Amerika’ya Afrika’dan getirilerek köle olarak çalıştırılan ve batı değerleriyle yaşama zorunluluğunda bulunan insanların kültürel entegrasyon süreci, caz müziğinin ortaya çıkışına ışık tutabilmesi açısından son derece önemlidir. Köle olarak genelde büyük çiftliklerde ve tarlalarda çalıştırılan Afrika kökenlilerin, kendi aralarında Afrika dilleriyle konuşmalarına izin verilmiyordu. Dini inanış ve anlayış olarak, Hıristiyanlıktan çok uzak olan bu insanlar, hem doğayla olan yakın ilişkilerini sürdürüyorlardı, hem de kendi dinlerinin getirdiği natüralist ve şamanist inançları taşıyorlardı. Fakat, Afrika’dan gelen büyü geleneği, şamanlık, toplu ayinler ve vudu inançları köle sahiplerini rahatsız ettiğinden, kendi etnik ve kültürel özelliklerini bir kenara bırakmak zorunda kalan köleler, batı toplumunun inançları ve kültürüyle, kendi öz benlikleri arasında kültürler arası bir benlik oluşturmak durumunda kaldı.
Her ne kadar Amerikan zihniyeti tarafından değişmeye zorlanmış olsalar da, Afrika kökenliler, hem kölelik çağında, hem de sonrasında Amerikan kültürünü belirgin bir şekilde etkilemişlerdir. Örneğin, İngilizce’de zenci anlamına gelen ve aynı zamanda bazı durumlarda argo veya hakaret sözcüğü olarak kullanılan ‘negro’ sözcüğü, zamanla bu topluluğun kullanımı sonucunda ‘nigger’ olarak değişmiştir. Hatta, dil üzerinde yaşanan bunun gibi değişmeler, günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyinde yaygın olarak kullanılan aksanın oluşmasında da büyük rol oynamıştır.
Hıristiyan olmak zorunda bırakılan köleler, Katolik ve Protestan kiliselerindeki ayinlerin özellikleriyle, eski dini alışkanlıklarını kaynaştırarak, yeni bir ayin kültürü oluşturmayı başardılar. Müziğin hem hayatlarındaki, hem de dinlerindeki önemini Hıristiyanlık üzerine yansıtarak oluşturdukları bu yeni stile ‘gospel’ denildi.
Dinlerinden başka yerlerde de, eski müzik geleneklerini sürdürdüler. Örneğin, büyük tarlalarda çalışırken kölelerin söyledikleri, bir çeşit yakarış haline gelen ‘work song’ olarak adlandırılan çalışma şarkıları; veya şehir hayatının hüznünü içinde taşıyan ‘blues’ bu kültürel entegrasyonun ortaya çıkarmış olduğu yegane müzikal ürünlerdir.
Amerika’ya yerleşen ve buranın kültürünü benimseyen Afrikalıların icra ettikleri gospel, blues gibi tarzların özelliklerini incelemeden ve cazdaki yerlerini belirlemeden önce, ilkel Afrika kabilelerinin müzikal geleneklerini araştırmak ve tanımlamak gerekmektedir. Farklı bölgelerde, birbirinden çok farklı geleneklere ve müzikal kültürlere sahip olan kabile müziklerinin ortak özellikleri, ritim ve doğaçlamadır. Dini ayinlerde ve bazı özel günlerde çalınan müzik, birçok yörede din tarafından belirlenmiş, tanımlanmış ve hatta kısıtlanmıştır. Din öğesinin, geleneksel Afrika kabile müziği üzerindeki etkisi, aslında başlı başına derinlemesine araştırılması gereken bir konudur. Müzik ve ilkel dinlerin karşılıklı etkileşimlerini kavrayabilmek için, toplu olarak gerçekleştirilen bir dini ayini gözlemlemek gerekmektedir. Ayinlerde, topluluklar tarafından kullanılan vurmalı çalgılar aracılığıyla ve insan sesinin kuvvetiyle icra edilen müzik, kimi zaman bir trans, kimi zaman da bir rahatlama etkisi yaratmak için kullanılıyordu. Ayini yöneten din adamının, bazı durumlarda müzik topluluğunun lideri olarak yer aldığı icralarda; şaman, toplu doğaçlamayı yönetme yetkisine sahip oluyordu. Gerektiğinde, doğaçlamanın yönünü değiştirerek, ritim hususundaki yarattığı farklılıklar, ayinin hem müzikal, hem de psikolojik boyutunu belirliyor, sürekli devinim içinde olan ortak bir doğaçlama seansını oluşturuyordu. Sonuçta, yukarıda bahsedilen iki önemli öğenin, caz müziğinin merkezinde şekillendirildiği gerçeğiyle yola çıkılırsa, gerçekten de cazın kökeninde Afrika müzik geleneklerinin yattığı görülecektir.
Ritim ve doğaçlamanın önemi, her dönem icra edilen Afrika kökenli müziğe etki etmiştir. Gospel tarzını incelediğimizde, vokalistler topluluk halinde ritim tutarak veya armonik anlamda tamamlayıcı bir öğe olarak davranarak bir altyapı hazırlarken, bir solistin bazen anlamlı, bazen de anlamsız sözlerle yakarışını; ve bu iki özelliğin doğrudan ilkel Afrika müziklerinden miras kalmış olduğunu görüyoruz. Bu tarz, kendini sonraki dönemlerin caz eserlerinde de göstermekte. Örneğin Louis Armstrong tarafından başarıyla yorumlanan Go Down Moses ve Nobody Knows The Trouble I’ve Seen eserlerindeki gospel etkileri açıkça fark edilebilir. Bu eserlerde koronun partisyonu, bir gospel korosu özelliğini taşıyarak yazılmıştır ve aynen o şekilde yorumlanır. Sonuç olarak, kültürel entegrasyon sonucunda ortaya çıkan gospel, cazın müzikal temellerinden birini oluştururken, dolaylı olarak cazın da kültürler arası ilişkiler sonucunda doğan bir ürün olduğunu vurgular.
Özellikle yaşam şartlarının son derece zor olduğu yörelerde, yine Afrika kökenli müzisyenler tarafından icra edilmeye başlanan blues, cazın belki de en önemli öğesi olarak tanımlanabilir. Blues’la birlikte Afro-Amerikan müziğinde enstrümanların yeri artmıştır. Genel olarak, halk müziği icra eden müzisyenlerin enstrümanlarını kullanan blues yorumcuları, eserlerinde konu olarak yalnızlık, hüzün, sıla hasreti, aşk acısı gibi temaları kullanıyorlardı. Blues, tamamen içten gelen bir his olarak tanımlanmış ve bundan dolayı, klasik batı müzisyenleri tarafından zor anlaşılan bir özelliğe sahiptir: blue note olarak da tanımlanan, ses dizisi içinde aykırılık taşıyan, hatta batı müziğindeki tampere sistemin bile dışında yer alan notalar. Joachim E. Berendt, “Caz Kitabı” adlı eserinde, blue note’ların cazdaki ve blues’daki yerini çok iyi tasvir etmekte: “On iki ölçülü akor iskeletine yaslanan blues melodileri ve blues doğaçlamaları, o kendine özgü çekiciliği blue note’lar sayesinde kazanır. Önceleri bu notaların doğuş nedeni hakkında şöyle varsayımlar ileri sürüldü: Köleleştirilerek Afrika’dan Yeni Dünya’ya getirilen siyahlar, kendi müziklerindeki pentatonik sistemi bizim yedi notalı heptatonik ses dizimize uyarlarken, bizdeki üçüncü ve yedinci dereceleri kendi müzikal hissedişlerine yaklaştırabilmek için, bemolleştirmek zorunda kaldılar. Bu ise prensip olarak, bilinen Avrupa armoni öğretisindeki “eksiltme” denilen şeyden farklı bir olaydır. Çünkü blue note’larda yarım tonluk azalma değil, müzisyene ve ruh haline göre değişen ölçüde(!) çok daha az, mikrotonal değişimler söz konusudur.” (Berendt, 2003, s. 197-198)
Bir blues müzisyeni, blues’u hayatının her yerinde hisseder. Hayatlarındaki zorluklardan dolayı mutluluklarını bile buruk yaşayan Afrika kökenli Amerikalıları tasvir eden ve onların duygularına bir şekilde tercüman olan blues da, aslında yine batı kültürüyle Afrika kültürünün melezleşmesi sonucunda ortaya çıkmıştır.
Cazın ataları olarak nitelendirebileceğimiz başka bir tür de ‘ragtime’dır. Bir müzik türünün doğuşunu bir şehre veya bir insana bağlamak, kesinlikle büyük bir yanılgı olacaktır; fakat, New Orleans şehrindeki yaşamı, kültürel ilişkileri ve Scott Joplin’in önemini incelemek; hem ragtime’ın oluşumunu, hem de dolayısıyla cazın doğuşunu açıklamak yolunda faydalı olacaktır.
New Orleans, konumu bakımından, ticarete açık ve tüccarların yerleşmesi için çok uygun olan bir liman kentiydi. Özellikle Amerika ile Avrupa arasındaki ticari ilişkiler arttıktan sonra, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen tüccarlar, New Orleans’a yerleşti. Köleliğin de kaldırılmış olmasından dolayı, orada yaşayan Afrika kökenli Amerikalılarla evlenen bu Avrupalı tüccarların çocukları, hem eğitim açısından, hem de yaşam anlayışı açısından Avrupalı bir burjuva olarak yetiştirildiler. Edebiyat ve sanatın çeşitli dallarında özel hocalar tarafından eğitilen bu insanlar, maddi açıdan büyük bir rahatlık içindeydiler. Kreol olarak da adlandırılan, birçok beyazdan daha iyi eğitilen bu topluluk, müzik konusunda da son derece detaylı ve ciddi bir teknik eğitimden geçtiler. Özellikle klasik batı müziği konusunda çalıştırılan ve çoğunlukla piyano çalan Kreoller, Amerika’da çıkarılan ayrımcı yasa sonucunda, sosyal olarak diğer siyahlarla birlikte sınıflandırıldılar ve Amerikan toplumu tarafından dışlandılar.
Klasik batı müziği teorisinde uzman olan Kreollerin, blues ve gospel icra eden, toplumun daha alt kademesinde olan başka topluluklarla tanışmaları, ragtime’ın oluşumunu sağladı. Hem ritmin, hem armoninin, hem de tekniğin önemini vurgulayan ragtime eserleri, doğaçlamaya yer vermese de cazın oluşumunu kolaylaştıran bir ortam hazırladı.
Her ne kadar New Orleans ragtime’ın, belki de cazın doğduğu yörelerden biri olarak kabul edilse de, zamanla sosyal sınıflar arasında yaşanan ayrımcı yapı, ve siyahlara verilen kısıtlı özgürlükler, ilk caz müzisyenleri olarak adlandırılan Jelly Roll Morton, Freddie Keppard, Sidney Bechet, Jimmie Noone, King Oliver, Kid Ory, Johnny Dodds, Baby Dodds ve Louis Armstrong’un burayı terk ederek daha rahat yaşayabilecekleri ve diğer insanlarla eşit haklara sahip olabilecekleri yerlere göç etmelerine sebep oldu. (Gioia, 1997, s. 45)
En ünlü ragtime bestecisi olan Scott Joplin, The Entertainer ve The Maple Leaf Rag adlı eserleriyle hem büyük bir başarı yakaladı, hem de kendi çağdaşları arasında önemli bir yer kazandı. Jelly Roll Morton’un “Ben cazı 1902’de icat ettim,” demesi de büyük bir ironi olarak tarihe geçmiştir çünkü ragtime’ın en çok bilinen ve dönemin karakteristik özelliklerini en iyi vurgulayan The Entertainer, bu yıl Scott Joplin tarafından bestelenmiştir. (Vail, 1993, s.7) Daha önce anlatıldığı gibi ragtime’ın doğmasındaki en önemli merkez New Orleans olmasına rağmen, Scott Joplin aslen New Orleans’lı değil, Texas’lıdır ve besteci, hayatının büyük bir kısmını Missouri’de geçirmiştir. Bu gerçek de, daha önce de belirtildiği gibi, bir müzik türünün oluşumunu bir insana, bir yere veya bir zamana bağlamanın yanlış olacağını, kültürel ve müzikal anlamdaki oluşumların uzun bir sürece bağlı olduğunu göstermektedir.
Kiliselerden yükselen gospel, Mississippi Nehri’nin kıyısından yayılarak gelişen blues, New Orleans’tan ve Missouri’den duyulan ragtime ve Afrika’dan yayılan kabile müzikleri uzun bir tarihsel ve sosyal süreç sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’nin içinde, çeşitli yerlerde karşılaştılar, aralarındaki ilişki ortak bir paylaşım haline geldi ve bu süreçler sonunda, bugün bizim caz adını verdiğimiz müzik doğdu. Ritim, doğaçlama, blues, armoni ve melodi gibi cazın öğeleri sözünü ettiğimiz birçok müzikten miras kaldı ve bir harman olarak karşımıza belki de 20’inci yüzyılın en heyecan verici müzik türü olarak çıktı.
Küreselleşme, yüzyıllar boyunca insanlar arasındaki kültürel ilişkileri ve kaynaşımları tetikledi, bu sayede çeşitli yapıların bir araya gelmesiyle birlikte caz müziği oluştu. 20’inci yüzyıl boyunca, savaşlar, afetler ve toplumlardaki değer yargılarının değişmesi gibi sosyal olaylardan kolayca etkilenen caz, zamanla çehresini değiştirdi ve böylelikle hitap ettiği kesim genişledi. Günümüzde de, İkinci Küreselleşme Hareketi’nin etkileri caz üzerinde rahatlıkla izlenebilmekte. Özellikle, dünyada iletişimin yaygınlaşması, kültürlerin çok daha sık ve farklı platformlarda bir araya gelebilmesi ve farklı kültürlerden gelen insanların beraber müzik icra etmesi gibi faktörler sonucunda caz, günümüzde tekrar küreselleşmenin etkisiyle yeni bir oluşuma girmiş durumda.

Kaynaklar:
*Berendt, J. Caz Kitabı: Ragtime’dan Fusion ve Sonrasına. Ayrıntı Yayınları. 2003
* Hanagan, M. States and Capital: Globalizations Past and Present. The Ends of Globalization, 49-87. Rowman and Litttlefield Publishers, 2000.
* Gioia, T. The History of Jazz. New York : Oxford University Press, 1997.
* Shipton, A. A New History of Jazz. New York : Continuum.
* Vail, K. Jazz Milestones : A Pictorial Chronicle of Jazz 1900-1990. Cambridge : Vail, 1993.
* Wagnleitner, R. (2001) Jazz: the Classical Music of Globalization. http://satchmoz.at/wagnleitner_paper_english.htm

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik