Ali Bilgin Arslan a.bilgin.a@gmail.com

MODERN İZLANDA MÜZİĞİ

Yer itibariyle dünyanın geri kalanından hatırı sayılır ölçüde ayrı kalmış olan bu ülke, yine konumunun bir getirisi olarak kıtalar arasında görülen müzikal etkileşimlerden de izole olmuş denebilir.

Günümüz popüler müziğine az ama önemli katkıları olan bu ülke belki de uzun bir süre daha dünya müziklerinin geri kalanını etkileyemeyecek. Fakat günümüz İzlanda müzisyenleri dünyaya açıldığından beri – ki bu da oldukça yakın bir zamana denk geliyor- pek çok insanın ilgisini çekmekte.

İzlanda müziği’nin etkilendiği sınırlı sayıdaki kaynak İskandinavya ve Hristiyan misyonerler (büyük sürpriz!). Özellikle İskandinav etkisini dillerin benzerliğinde de sosyo-kültürel geçmişin benzeşmesinde olduğu gibi net olarak görebiliriz. Hıristiyanlık öncesi politeist inanışlar da bu benzerliğin bir diğer göstergesi.

Günümüzde İzlanda kökenli gruplar, tüm dünyada hakim olan akımların etkisine kapılsalar da yüzyıllar öncesine dayanan yerel müzik geleneklerine hala sadık kalmayı başarabiliyorlar. Bunun en büyük göstergesi 1994 yılında kurulmuş olan Sigur Ros (İzlandaca “Zafer Gülü”). Şu sıralar çok popüler olduğu üzere tanımlanması zor olan, minimalist her şeye yapıldığı gibi Sigur Ros da “post-rock” genre’ına ait bir grup olarak kabul görüyor. Grubun kuruluş hikayesi gayet basit, çocukluk arkadaşları müzik yaparken aynı dalga boyuna sahip olduklarını keşfediyorlar ve o sırada grubun solisti olan Jonsi’nin yeni doğan kız kardeşinin ismini kurdukları grubun ismi olarak kullanmaya karar veriyorlar.

Radiohead ile de turneye çıkmış olan grup, koreografisini Merce Cunningham isimli beyin (geçmişte John Cage’in sevgilisi olduğu söyleniyor) yaptığı modern dans projesine de yine Thom Yorke ve Johnny Greenwood ile müzik yazıyor. Bunun dışında artık dünya çapında bir üne kavuşan grup, pek çok farklı projenin yanında İzlanda’nın doğal zenginliklerinin korunması konusunda da aktivist olarak yer alıyor. Hatta grup elemanlarının bu yüzden tutuklandıkları zamanlar da olmuş.

Sigur Ros’un İzlanda yerel müziği ile olan bağından bahsetmiştim. Genel olarak İzlanda müziğinde sıkça kullanılan şarkı söyleme tekniği, kısa cümlelere ve bolca tekrara başvurur. 1400’lerin sonunda yaygınlaşmaya başlayan ve rímur adı verilen (“rhyme” kelimesiyle aynı kökenden gelmekte) icra tarzı, kvaeðamaður adı verilen kişinin liderliğinde uzun saatler boyunca önceden bilinen bir melodinin üzerinde tekrarlanan şarkı söyleme döngüsüyle bütün bir akşam sürebilir. Bu performanslarda genelde söylenilen şey fazla değişmez ve muhtemelen bir şiirdir. Rímur, aynı zamanda İzlanda yerel müziğinin en baskın türüdür. Sigur Ros’a tekrar baktığımızda görebiliriz ki bu uzun tekrarların yarattığı minimalizm ve durağanlık grubun tarzının merkezini oluşturmakta.

Bunu en net olarak görebileceğimiz albüm ise isimsiz olarak geçen, fakat sık sık “parantez albüm” olarak anlatılan ( ) albümü. 8 isimsiz şarkıdan oluşan albümde şarkı sözü olarak geçen tek kelime “eesileon”. Genel olarak şarkılar, rímnaflokkur (rimur döngüleri) kavramıyla benzeşir şekilde herhangi bir ticari albüme göre fazlasıyla uzun, durağan ve minimal. Grubun “Baba Tiki Dido” albümü de bir diğer örnek olarak gösterilebilir. Yine İzlanda yerel müziğinde sık sık kullanılan paralel 4 ve 5li akorlar kullanılarak yapılan Tvísöngur (“ikiz söyleme”) canlı performanslarında sık sık balad söylerken kullandıkları bir teknik.

Harpa adı verilen İzlanda ve nordik telli enstrumanlar grubu, genel olarak geniş frekans spektrumunlarına yayılmış ses karakterine sahiptirler. Farklı tellerin aynı anda titreşmesine olanak sağlayan yapıları, kalın bir müzikal dokunun ortaya çıkmasını sağlar. Bunu kişisel olarak Sigur Ros’un karakteristik özelliği haline gelen kontrbas yayıyla çalınan elektrogitar tonuna çok yakın buluyorum. Zira genel olarak kullanılan yoğun delay line ve distortion sebebiyle yay ve gitarın birleşiminden ortaya çıkan ses, belki de armonik olmayı başarabilen en yoğun müzikal dokuyu duymamıza olanak sağlıyor.

Sigur Ros’un İzlanda yerel müziğinden miras aldığı bunca teknik özellikten bahsettikten sonra aynı memleketten çıkan - ve garip bir yönden benzer olan - diğer sanatçılara da değinmek ve içerik açısından benzerlikleri ortaya koymak gerekir diye düşünüyorum. Bu nokta ilk başvuracağımız kişi kuşkusuz Björk Guðmundsdóttir’dir.

Kariyerine korkutucu derecede erken yaşta başlamış ve hemen hemen her tür popüler müziğe bir şekilde bulaşmış olan Björk’e göre İzlanda’da yaşamak bir çeşit kendine yeterlilik durumunu beraberinde getirmekte. Yani bu şu demek oluyor ki “eğer sokağın köşesindeki barda çalınan müziği beğenmiyorsanız gider daha iyisini yaparsınız”. Her ne kadar Türkiye’de yaşayan bir insan için kulağa ütopik gelse de aslında İzlandalıların yaptıkları da tam olarak bu. Bunu bir çeşit Lo Fi akımı olarak da görebilmek mümkün.

Geçen yıllarda ülkemizde de gösterime giren Noi Albinoi (“Buzdan Hayaller”), filminin sound trackini yapan kişiler, aynı zamanda filmin yönetmen ve senaristleri Orri Jonsson ve Dagur Kári Petursson’dur. Slowblow adını verdikleri gruplarının albümlerini dinlediğimizde mükemmel bir miksaj ve milyon dolarlık stüdyo ekipmanı ile ortaya çıkmış bir yapıttan çok evdeki gıcırdayan koltuğun üzerinde çalınan gitarlar, akordsuz bir piyano ve sample olarak kullanılan bardak tıkırtılarından oluşan bir müzikle karşılaşıyoruz. Batı müziği gamları üzerinden yapılan müzik, düzenlemeler açısından tamamen “kulağa nasıl iyi geliyorsa doğrusu odur” prensibiyle çıkarılmış. Yani fugue analizi yapmaya alışmış bir kulağa çok kolayca garip gelebilecek olan müzikal örgülerden söz ediyorum.

Hemen hemen tüm İzlanda gruplarında görüldüğü üzere dünyaya açılan bu gruplarda, tuşlu çalgılara da oldukça yer veriliyor. Múm isimli grup, yine Slowblow gibi virtüözite anlamında mükemmele yaklaşamayan insanların bir araya gelerek oluşturdukları, elektronikaya kayan bir tarzda müzik yapan bir grup. Gruptaki “kendi kendine yeterlilik” halini, canlı performansları sırasında her grup elemanının ortalama 3 farklı enstrumanı çalması sırasında çok iyi gözlemleyebiliyoruz.

Bu bahsettiğim iki grup, içlerinde Mugison, Johann Johannson, Amina gibi isimleri içeren mütevazi bir listeden en göze çarpanları. Fakat listenin tamamına baktığımızda gördüğümüz şey şudur ki İzlanda’da müzik, gerek performans açısından, gerekse sembolik açıdan Batı Medeniyeti’nden çok daha farklı bir yerde.

Pek çoğu kulağımıza şehir efsanesi gibi gelse de Múm’un “Summer Make Good” albümünü 20 yıl önce terkedilmiş bir deniz fenerinde analog ekipmanlar ve taşınabilir bir davul kitiyle kaydetmiş olması veya İzlanda’da gerçekleştirdikleri konserleri ordudan ödünç aldıkları su altı kolonları ile havuz içerisinde vermeleri; Sigur Ros’un şarkılarını “Hopelandic” isimli kendi uydurdukları bir dilde yazıyor olmaları, iki küçük çocuğun futbol maçı sırasında öpüştükleri videosuyla MTV Video Music Award almaları veya en basitinden Björk’ün ticari bir albümde bu kadar deneysel çalışmalara girişip tüm albümü insan sesiyle kaydetmesi tahmin ediyorum ki rastlantıdan ibaret değildir.


Referanslar:
Hopkins, Pandora: ' (1) Pan-Nordic roots, (2) Traditional vocal musics. (3) Indigenous instruments.', Grove Music Online ed. L. Macy (Accessed 18/06/2006), http://www.grovemusic.com
Sigurbjörnsson, Thotkell: ' (4) Christian traditions,(5) European art music.', Grove Music Online ed. L. Macy (Accessed 18/06/2006), http://www.grovemusic.com
Wikipedia.org, English ed. : “Rimur”, “Harpa”, “Tvísöngur”, “Sigur Ros”, “Björk”, “Iceland”, “Merce Cunningham”, “Noi Albinoi”, “Slowblow”, “Mum”
Múm official website: http://www.randomsummer.com
Múm röportajı: http://www.themilkfactory.co.uk/interviews/mumiw.htm
Sigur Ros official website: http://www.sigur-ros.co.uk
Mugison official website: http://www.mugison.com


 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik