Süheyl Ünver suheylunver@yahoo.com

CAZGIR KADIN: FENDER TELECASTER


İnsanlık bugüne kadar ateşin bulunması, tekerleğin icadı, Ay’a insan göndermek gibi üstün olaylara şahitlik etti. Tıpkı elektrogitarın ve Telecaster’ın icadı gibi.

Müzik dinlemek. İnsanların genelde yarışma programları, arkadaş sohbetleri veya davetlerde sinema veya tiyatro izlemek, kitap okumak gibi etkinliklerin de yanında saydıkları hobileri. Bazıları samimidir, CD koleksiyonları oluşturur, dinledikleri müzik veya müzisyen hakkında derin araştırmalar yaparlar. Evet, müzik tutkudur onlar için, hayatın kendilerinden beklediği her şeyi bir kenara bırakıp başka bir dünyaya göçerler bu anlarda.

Peki ya müzisyenler? Hayatın kendilerinden beklediği şeyler de müzik olunca geriye kalan ilgi alanları ne olabilir? Burada konumuzla alakalı veya alakasız birçok şey sayabiliriz. Fakat enstrümanları, onların yetenekli ve yaratıcı sayılmalarındaki birçok faktörün en önemlilerinden biri, herhalde müzisyenlerin en sadık tutkularıdır. Bir saksafoncu için saksafonu, baterist için bateri seti veya gitarist için gitarı… İşte tam da bu noktada geliyoruz konumuza çünkü bu satırların yazarı olan kişi de bazı zamanlarda amatör bazı zamanlarda da yarı profesyonel olarak gitaristlikle uğraşmakta. Hayatın ondan da beklediği bir sürü şey var fakat bu hayattaki en önemli varlıklardan biri oturma odasında duruyor: Bir Telecaster. Birkaç yıl önce alınmış olan, artık uzun süre her gün kullanmaktan ötürü boyaları çıkmaya başlamış yaşlı ama mağrur kadın da diyebiliriz ona. Tabi enstrümanını seven hatta ona bağlı olan her müzisyenin yaptığı gibi bu satırların yazarı da bir isim taktı ona: Blondie. Sarı rengi nedeniyle.

Fender Telecaster. Yıllardır -50 yıldan fazla- müzik dünyasının içinde olan, dünyanın ilk elektrikli gitarı. 1940’lı yılların sonunda Gibson gibi çeşitli gitar üreticilerinin akustik gitar gövdeli gitarlara mikrofona benzer ses yükselticiler –bugünkü adıyla manyetik- takmalarıyla başlayan elektrogitar dönemi, 1950 yılında bugünkü ünlü gitar üreticisi Fender firmasının kurucusu Leo Fender’in tamamen aykırı ve değişik bir gitar şeklini piyasaya sunmasıyla tepetaklak oldu. Öncelikle gitar yıllardır süregelen akustik gitar şeklinden çok farklıydı, bir akustik gitarın gövdesini düşündüğümüzde, gitarın klavyesi hariç aklımıza “8” figürü gelirken, bu gitar klasik “8 şeklindeki gitar gövdesi” yapısından çok farklıydı. Klavyenin altında gitaristin klavyenin en dip notalarına ulaşabilmesini daha rahat hale getiren bir oyuk –cutaway- vardı ki bu şekil elektrogitar çalımını gerçekten değiştirecek ve bırakın elektrogitarı, akustik gitarda bile tercih edilebilecek bir şekil olacaktı. Aynı zamanda o zamanki akustik gitarımsı gitarlara göre daha hafifti ve dünyadaki ilk masif gövdeli –solid body- gitardı. Yani, üzerinde akustik veya jazz gitarlardaki gibi bir ses deliği yoktu, bu da feedback denen gitarın mikrofonu ve hoparlör arasındaki ötüşü engelliyordu.

1950 yılında piyasaya sürüldüğünde gitarın adı Fender Broadcaster’dı. İlk zamanlarda haliyle her yeni buluşta olduğu gibi bir alışma süreci yaşadı insanlar ona. Fakat birkaç seneye kalmadan, gelişen eğlence sektörü ve müzik çalınan yerlerin büyümesi, izleyici kapasitesinin artması ile paralel olan elektrogitar ihtiyacı, Fender Broadcaster’ın dönemin blues ve country müzisyenleri tarafından tercih edilmesini sağladı. Demin de yukarıda saydığımız hafif masif gövde ve gövde şekli gibi tercihler bu gitarın diğer jazz kasa ve akustik gitarlara göre daha fazla ilgi çekmesini sağlıyordu.

Gitarın ince tellerde cam gibi parlak bir sesi olması ve her notanın tane tane duyulması ve bas tellerde de gerçekten kalın ve gür bir bas sese sahip olması; o dönemde tek bir akustik gitarla sahneye çıkıp şarkı söyleyen, tabiri caizse “tek kişilik müzik grubu” olan blues’cu ve country’ciler için çok cazipti. Bu insanlar akustik gitar çalarken bas tellerle şarkının bas melodisini çalıyor, bu tellerde bas çizgisini çalmaya devam ederken aynı zamanda melodiyi de ince tellerden çalıyorlardı. Telecaster’ın her tel grubundaki sesi tane tane çıkarması da onlar için eşsizdi. Zaten bir süre sonra Muddy Waters gibi zenci blues’cular, Broadcaster’ı tercih etmeye ve eski akustiklerini evlerinde bırakmaya başladılar.

1952 yılında Broadcaster’ın gelecekteki kaderini değiştiren bir olay yaşandı: O dönemde başka bir gitar üreticisinin de Broadcaster adında bir gitar ürettiğini öğrenen Fender yetkilileri gitarın adını önce “Nocaster”, 1 sene sonra da “Telecaster” olarak değiştirdiler. Burada “Tele” uzaklar anlamını gelirken “Caster” ise yollamak anlamına geliyordu. Varın siz düşünün gerisini, ne güzel bir isim değil mi?

1952 yılı Broadcaster veya yeni adıyla Telecaster için çok iyi bir dönemdi. Özellikle bu dönemde doruğa çıktı, birçok kişi tarafından kullanıldı, bolca üretildi. Bugün 1952 yılında üretilmiş bir Telecaster gitarı elinde bulunduran bir kimse, abartmadan söyleyebilirim ki torunlarına çok sağlam bir miras bırakıyor demektir. Bu gitarın değerleri bazı yerlerde dolar bazından 4 haneli rakamları da geçiyor! Örneğin, yazarınız eskiden okuduğu bir yazıda 1952 model bir Telecaster’ın 16,500 dolar civarına satıldığını öğrenmiştir!

Bir süre sonra gittikçe yaşlanan ve doktorlarının artık çalışmaması üzerine tavsiyeler verdiği Leo Fender, firmayı CBS’e satınca Telecaster da artık daha fazla üretilmeye başlanmış ve hatta yeni model Telecaster’lar piyasaya sunulmuştur. Özellikle 1960’lı yılların sonunda Telecaster Thinline gibi daha ince ve içi boş gövdeli –hollow body- gibi yeni modellerin çıkması Telecaster’ları oldukça zenginleştirdi. Bu yıllardan itibaren gitar üzerinde bir çok yenilik yapıldı, değişik manyetik türleri takıldı, yeni şekiller denendi ama Telecaster hep güzeldi ve hep o bildiğimiz cazgır kadındı. 1970’lerde hard rock ve metal müzikte yaşanan patlama, Telecaster’ı bu yıllarda ve 1980’lerde biraz geri plana çekse de 1990’lardaki grunge ve Brit pop akımlarıyla Telecaster bu müziklere de muhteşem bir uyum sağladı ve neredeyse bu tarz müzik yapan grupların veya sanatçıların gitaristlerinin hemen hemen hepsi Telecaster kullandılar. 

Teknik Köşesi:  

Biraz da haddimize olmayarak hevesli gitarist arkadaşlar için bir şeylerden bahsedelim. Eğer blues, country, bluegrass, rock’n roll, rock, grunge, Brit pop, alternatif rock, jazz gibi tarzlara ilgi duyuyorsanız bir Telecaster kesinlikle çok güzel sesler çıkarıp sizi motive edecektir. Bugün standart bir Telecaster’da iki adet single manyetik, bir volume ve bir ton düğmesi ve 3 yollu bir manyetik değiştirme devresi –switch- bulunuyor. En soldaki manyetik ile güzel bir blues tonu elde edebilirken ortadaki manyetik size güzel arpej tonları sunuyor ve en sağdaki switch ise o meşhur cazgır Telecaster tonunu veriyor. Ayrıca en soldaki manyetik de, “twang” adını verdiğimiz ve adına gerçekten çok uyan “twang” diye metalimsi bir ses çıkaran bir ses elde ediyorsunuz. Gitarist arkadaşlar, bu gitarda en soldaki manyetik seçiliyken E7#9 akorunu basıp o çıkan sesi bir süre dinlesinler. Alacağım duaların torunlarıma da yeteceğine eminim.

Sert müziklerle uğraşan arkadaşlara Telecaster’ı ben önermem, öncelikle single dediğimiz manyetikler çok gürültü yapar ve gitardan gerçekten “cın cın” tabirli palm muting sesi çıkmıyor fakat TV’deki bir konserini izlediğimde gördüğüm kadarıyla Demir Demirkan da bu gitarı kullanıyor ve sert parçalarda gitar gayet iyi idare ediyordu. 

Şimdi bu yazı yüzünden kalkıp Telecaster almak isteyen arkadaşlara bazı tavsiyelerim var: Eğer paranız varsa, gidin ve Amerikan Fender alın. Daha çok paranız varsa, eski bir Fender Telecaster alın. Yine çok paranız varsa Fender Telecaster’a denk gelen G&L Asat gibi bir gitar da muhteşem olabilir. Orta ve düşük bütçeler için Yamaha Pacifica, SX Telecaster gibi markalar da çok cazip. 

Eğer paranız varsa ve çok iyi bir Telecaster almak istiyorsanız bu fikirler tabii ki size kalmış, zevkler ve renkler tartışılmaz. Ama yine de, bazı senelere ait Telecaster modelleri kesinlikle diğerlerinden ayrılıyor: Örneğin çok yüksek fiyatlarda dolaşmasına rağmen Fender’in CBS’e satılmadan önceki döneminde üretilen Telecaster hatta Broadcaster modelleri çok iyiler arasında sayılıyor. Yukarıda da yazdığımız üzere bunların ederleri dört sıfırı bile geçmiş durumda! 1965-1970 arası üretilen standart Telecaster modelleri –ki yakın örnek olarak Duman gitaristi Batuhan Mutlugil bunlardan birini kullanıyor. Yanılıyorsam affola- oldukça iyi modeller. Son olarak 1972 yılında üretilen, şu an Fender firmasının Meksika’daki fabrikasında “reissue” bir model olarak üretilen 1972 Telecaster Thinline gitarların orijinalleri de tam bir koleksiyon parçası.  

Kimler Telecaster kullanıyor?

İlk zamanlarda Waylon Jennings gibi ünlü country gitaristleri, Muddy Waters gibi blues’cular bu gitarı tercih ederken 1960’lardaki rock dönemiyle Beatles’tan George Harrison, Eric Clapton, Jimmy Page, Jeff Beck gibi efsaneler hep Telecaster kullandılar. Led Zeppelin I albümü hangi gitarla kaydedilmişti? Jimmy Page’in vazgeçemediği gitarı Les Paul değil mi? Yanlış. Bir Telecaster ile :) Ayrıca Bruce Springsteen de ayrı bir Telecaster kullanıcısı. 

Telecaster aynı zamanda Police grubundan Andy Summers, U2’dan The Edge; Brit pop patlamasıyla ile de Radiohead, Coldplay, Travis gibi gruplar tarafından da tercih edildi ve kullanıldı. Ülkemizde de Duman’dan Batuhan Mutlugil, Athena’dan Hakan Özoğuz da Telecaster tercih ediyorlar. 

Yazımı bitirirken sizi benim kendi Telecaster’ım olan Blondie ile tanıştırmak istiyorum, bir Fender değil ama özel yapım bir Telecaster. Üzerinde Amerikan Telecaster manyetikleri bulunuyor, yoğun sahne ve çalma aktiviteleri yüzünden artık boyaları iyiden iyiye çıkmaya başladı. Ama deformasyon gitara yakışır kafalı bir adam olduğum için mutluyum. 

Son olarak bu gitarların gerçekten de her tarz müziğe gitmediğini düşünürüm ben. Bu benim fikrim tabi, başkası farklı düşünebilir ama yine de Telecaster, yeni gitarlara göre gürültüsü, çalım zorluğu ve sahnede omzunuzu ağır gövdesiyle çürütmesine rağmen ona meraklı bir gitariste ilk aşkını yaşıyormuş gibi hissettiren gitar modellerinden biri. Tabii artık bir efsane olduğunu da söylemek doğru olur. 

Yararlı Linkler:

www.fender.com
tele.protozoic.com

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik