Aysu Sulu aysusulu@yahoo.com

NEFESLİ ENSTRÜMANLARIN GELİŞİM SÜRECİNDE THEOBALD BOEHM

İnsanoğlunun yüzyıllardır süregelen hissettiklerini yansıtma çabasında müzikten aldığı destek yadsınamaz. İlkel topluluklardan günümüze kadar müziğin yaratılma sürecinde hep aynı çaba göze çarpar. Çok eski zamanlarda elindeki sopaları taşlara ya da birbirine vurarak müzik yapmaya başlayan insan, duyumsamalarını iletmek amacıyla tek sesli araçlarla yetinmez. Örneğin, basit bir borudan çıkan seslerle de zenginleştirir betimini. Bu yenilik büyük olasılıkla bir ağaç parçasına üfleyerek yarattığı seslerdir. İşte o sıradan ağaç parçası, yüzyıllar içerisinde arayışlarını sürdürerek bugün kullandığımız nefesli enstrümanlara dönüşür. Bireyin doğasında bulunan geliştirme güdüsü, çok seslilik kavramına ulaşmaktan öte rahat kullanım amaçları da gütmektedir. Buna bağlı olarak bir çok müzisyen ve enstrüman yapımcısı yüzyıllar içerisinde arayışlarını sürdürerek o basit boruya farklı şekiller verirler. Değişik ağaçları ve farklı elementleri deneyip onları şekillendirmek için teknolojiden de yardım alırlar. Hatta bu teknolojik gelişime büyük katkılarda bulunurlar. Başlıca amaçları enstrümanın ses genişliğini arttırmak, çok hızlı pasajlarda bile fiziksel doğallığın içinde olan en kolay şekilde parmak tekniğini kullanmak ve bu rahatlığı sağlayacak bir perde sitemi geliştirebilmektir. Doğal olarak entonasyon problemini en aza indirgemek de çok önemlidir.
Tahta nefesli enstrümanlar içerisinde; ki flüt, obua, klarinet ve fagot için bunu söyleyebiliriz, Theobald Boehm bu gelişimin temel taşlarından biri olarak enstrüman tarihindeki yerini almaktadır. Alman flüt yapımcısı, flütçü, besteci ve mucit olan Theobald Boehm ( Doğ. 9 Nisan 1794, Münih - Ölm. 25 Kasım 1881 ), aynı zamanda baba mesleği olan kuyumculuk işini de yürütmüştür. Theobald Boehm ilk flüt derslerini Johann Nepomuk Kapellar’dan aldıktan sonra 1818 yılında Münih Saray Orkestrası’nda çalışmaya başlar. Boehm 1830 - 1848 yılları arasında orkestranın birinci flüt görevini üstlenir. Ayrıca 1821 - 1831 yılları arasında bütün Avrupa’yı kapsayan solo konserler de vermiştir.
Theobald Boehm 1828 yılında Münih’te bir Flüt Yapım Atölyesi açar ve 1829 yılında da ‘Konik Tahta Flüt’ ün patentini alır. 1831’deki bir konser turnesi sırasında Londra’da dinlediği Charles Nicholson’ın geniş delikli flütünün güçlü tonundan çok etkilenen Boehm, kendi yeni flüt modelini geliştirmeye başlar.
1831’de Londra’da düzenlenen Gerock&Wolf atölyesi’nde sunulan ilk deneysel modelin ardından, 1832’de kendi atölyesinde geliştirilmiş modeli sergiler. Böylece daha sonraları Boehm Sistemi olarak adlandırılacak tekniğinin ilk adımı da atılmış olur. Bu model ‘cone Boehm’ ya da ‘ring Boehm’ olarak adlandırılmıştır. Bu flüt deliklerin üzerine oturtulmuş beş açık halka ve diğer kapalı perdelerden oluşmaktadır. 1847 yılında Boehm 15 delik ve 23 farklı kaldıraç, ayrıca bu perdelere oturtulmuş pedlerle flüte günümüzde kullandığımız şeklini verip aynı zamanda diğer tahta nefesli enstrümanlara yol göstererek Boehm Sistemi’ni tümüyle oluşturur.
Boehm’ün ortaya çıkardığı perde tekniği nefesli enstrümanların teknolojik gelişiminde her enstrümana birebir adapte edilmemiş olsa bile bu konuyla ilgilenen ve uğraşan enstrüman yapımcıları için önemli bir temel oluşturmaktadır.
1690 yılında Alman flüt yapımcısı Johann Christopher Denner klarnetin atası sayılan ‘Chalameau’ da yaptığı değişikliklerle enstrümanın ses genişliğini iki oktava yükselterek tek kamışlı ilk nefesli enstrümanı da oluşturur. Ancak bu müzik aleti iki oktav içerisindeki tüm seslere sahip değildir. 1700’lerin sonlarında Iwan Muller 13 anahtar içeren bir model geliştirir ve bu model 1800’lü yıllara kadar kullanılır. 1839 yılında Eleonore Klose ve Louis Auguste Buffet Boehm’ün devrim yaratan tekniğini klarnete de uyarlar. Boehm’in geliştirdiği bu sistem mekaniği 150 yıldan fazla bir süredir hiç değiştirilmeden kullanılmaktadır. Günümüzde klarnet ailesi hâlâ Albert Sistemi nedeniyle bölünmüş olsa da, daha çok Almanya ve Avustrurya’da uygulanmaktadır. Zor pasajlardaki parmak geçişlerinde çok problem yarattığından Boehm Sistemi esas alınmaktadır.
Flüt ve klarnet Boehm rehberliğinde standart bir biçim kazanırken saksofon da, (bulunuşu 1840, Adolphe Sax) benzer bir perde tekniği ile geliştirilmiş ve günümüzdeki halini almıştır. Bir diğer tahta nefesli olan obuanın müzik tarihinde yer alması 17. yüzyıla dayanır. Fransız Jan Hotteterre ve Michael Danican Philidor dar ve konik biçimindeki boruya çift kamış ekleyerek obuayı ortaya çıkarırlar. İlk başta bütün bir gövdeye sahip olan obua daha sonra flüt gibi üç parçaya ayrılır ve daha da daraltılır. Son olarak da dudaklara daha uygun dar kamışlar eklenerek orkestrada kullanılmaya başlanır. Önceleri yedi delikten oluşan obua, sonraları on beş delikli bir sisteme oturtturulur. Fransız müzisyenler Boehm’ün flüt için kullandığı mekanizmayı obuaya uyarladılarsa da bu sistem tam anlamıyla obuanın temelini oluşturamaz. Triebert, Boehm sisteminden yola çıkarak obua için farklı bir teknik geliştirir ve böylece enstrümanın ses genişliğini iki buçuk oktava çıkartır. Bugün kullandığımız obua da ilk olarak 1880 yılında Lorré firması tarafından piyasaya sunulur.
Boehm sistemini izlemeden gelişimini sürdüren bir diğer enstrüman da fagottur. İlk olarak daha çok kilise orkestraları için geliştirilmiş bir bas enstrüman olsa da daha sonra askeri bandolar da dahil açık havada da kullanılan bir müzik aleti olmuştur. Fagotun atası sayılan ‘pomper’ adlı enstrüman bütün diğer benzerleri gibi çok uzun tek parça tahtadan oluşur ve oldukça hantaldır. Fagot ‘pomper’ ın yerini aldıktan sonra u-tüp sayesinde daha pes seslerin de çalınabilme özelliğini elde eder, böylece neredeyse üç oktavlık bir genişlik kazanır. Ne yazık ki fagot da obua gibi Theobald Boehm’ün geliştirdiği yeni perde sistemi ve kolay parmak tekniklerine uyum sağlayamaz. Ancak başka sistemleri izleyerek gelişimini sürdürür.
Theobald Boehm başta olmak üzere, nefesli enstrümanların gelişiminde insanoğlunu daha da ileriye taşımayı amaçlayan herkese teşekkür etmek gerekir. Müzisyenler için çok önemli olan teknik problemleri çözüme kavuşturan bu insanlar, kuşkusuz tarih boyunca bireyin daha iyiye ulaşma çabalarının en iyi örnekleridir. Teknolojiden de alınan destekle enstrümanların daha da geliştirilmiş olması, bugüne kadar bestelenmiş eserlerin daha kolay sunulabilir duruma getirmiştir. İnsanların kendilerini anlatma noktasından çıktıkları bu yolda müziğin yaşadığı devinim süreci kendini geliştirmeyi sürdürecektir.


Kaynaklar:
* Über de Flötenbau und die neuesten Verbesserungen desselben (Mainz, 1847/R); Eng. Trans.,1882, as An Essay on the Construction of Flutes, ed. W. S. Broadwood [ with correspondence and other documents ]
*“OUR STORY / Flute History” http://www.gemeinhardt.com/story/flute.html
* “The Oboe” http://www.merit.unimaas.nl/staff/meijers/oboe.html
* “Boehm Clarinets from Graham’s Music”
http:// www.grahams music.com/clarinets/boehm.htm
* Jones, Wendal “How to Buy A Bassoon” http://www.musichouse.com/Howtobuy/htb-abassoon.htm


 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik