Esra KARAOL ekaraol@yahoo.com

USTALARA SAYGI II - SELÇUK URAZ


İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nı kazandığımda öğretim üyesi Selçuk Uraz’ın piyano öğrencisi oldum. 11 yıllık eğitimim boyunca da kendimi hep şanslı biri olarak görmüş ve her geçen yıl ona olan sevgim ve hayranlığım biraz daha artmıştır. Öğrencisi olduğum o yıllarda ellerindeki romatizma yüzünden, tuşeye dokunmadan öğrencilerine piyano çalmayı öğretebilen bu muhteşem kişiliğin üstün başarılarla dolu hayatını okuyucularla paylaşıyorum.

9 Aralık 1927 İstanbul doğumlu Selçuk Uraz, Türk tarihinin şanlı simalarından Aheste-Vasfi Gazievrenosoğlu çiftinin kızıdır. Piyanoya 4 yaşında büyük halasından aldığı özel derslerle başlamış, ailesine verdiği ilk resitalinin ardından Alman Profesör Servelli’den dersler almış, bir yandan da ilk ve orta öğrenimini Yeşilköy İtalyan Okulu’nda tamamlamıştır. 1936’da İstanbul Belediye Konservatuarı’na girerek, Cemal Reşit Rey’in öğrencisi olmuş, daha o zamanlardan zengin müzikalitesi ile parlak bir istikbale sahip bir piyanist olacağının sinyallerini vermiştir. 1938’de Ankara Devlet Konservatuarı’na girmiştir. Piyano sınıfındaki üstün başarısından dolayı dokuz yıllık öğretim süresini sınıf atlayarak beş yılda ‘pekiyi’ derece ile bitirerek, 1944’te Yüksek Piyano bölümünden diplomasını almış ve aynı konservatuarda kendisini yetiştiren Viyana Müzik Akademisi direktörü Profesör Ludwig Cackes’in asistanı olmuştur. Çok geçmeden Devlet Konservatuarı’na piyano öğretmenliğine atanarak, bu görevini 1953 yılına kadar sürdürmüş, bir yandan da resitaller vermeye, oda müziği orkestralarına katılmaya, radyo konserlerinde yer almaya ve zaman zaman Anadolu turnelerine çıkmaya devam etmiştir. Konservatuarda tanıştığı, okulun başarılı tiyatro öğrencilerinden, yıllar sonra kendi adını verdiği bir tiyatro kuracak olan Ulvi Uraz’la 1943 yılında evlenmiştir. Aynı yıl Zeria Ömer, ‘Kadın Gözüyle Hadiseler’ adlı köşesinde, Uraz’ın Ankara Radyosu’ndaki Beethoven’in Pathetique Sonate yorumunun ardından “…hiç mübalağasız Wilhelm Kemphf kadar iyi çaldı... Bütün Türk kadınlığı namına övünerek şu cümleleri yazıyorum: Bugün Türkiye’nin Selçuk’u yarın dünyanın Selçuk’u olarak tanınacaktır… dinlerken daha canlı ve daha ruhlu geldi kulağımıza… şiir gibi ruhumuza nüfuz etti...” yazmıştır. 1946 yılında, Devlet Konservatuarı’nın Cumartesi konserlerinden birini gerçekleştiren Uraz için Müfit H. İmşir bir yazısında “…Hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki, Selçuk Uraz bugün (22 Mart 1946), kadın piyanistlerimizin hepsinden daha üstün bir mertebeye erişmiş bulunmaktadır. Hatta birçok erkek piyanistimizi bile geride bırakan bir mertebeye erişmiş olduğunu söylemekte hata etmiş olmayız. Lüzumunda bir erkek kadar kuvvetli, lüzumunda bir tüy kadar hafif tuşesi, derin müzikalitesi, her eserin havasına kendisini intibak ettirmesini bilişi, eminiz ki kendisini yakın, hem de pek yakın bir istikbalde memleketimizi dünyanın her tarafında temsil etmeye layık bir artist mertebesine eriştirecektir…” demiştir. 1950’de, Ferit Alnar idaresindeki Cumhurbaşkanlığı Orkestrası ile Liszt’in Fantezi Hongruvaz’ını çalmıştır. Bir yandan Mithat Fenmen’in hocası, Ecole Normale de Musique piyano bölüm sorumlusu Madam Bascure De Geraldi ile telefonlaşıp, piyanistliğini dinletmiş, çalmasını bitirdiğinde madam, kayıt süresi biteli iki ay olmasına karşın, ertesi gün bölüm sorumluları ile konuşarak Uraz’ın okula alınmasını kararlaştırmışlardır. Ekim 1950’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Fransa’ya gönderilen Selçuk Uraz, Paris’te iki yıl öğrenim gördüğü, Fransa’nın en büyük piyanistlerini yetiştiren Ecole Normale de Musique Yüksek Piyano Bölümü’nden 21 Ocak 1952’de ‘pekiyi’ derece ile mezun olmuştur. Öyle ki, okulun sahnesindeki piyanoda ince yapılı, azimli genç kızın durmadan çalan, Scarlatti, Bach, Liszt, Beethoven ve Chopin’i, kendine has yorumlayan zorlu mezuniyet sınavının ardından, okulun kurucusu meşhur Alfred Cortot yerinden kalkarak Uraz’ı üstün performansından ötürü alnından öpmüştür. Ayrıca jüride bulunan Marguerita Long, Nadia Boulanger, Monique Haas gibi müzik tarihinde yer alan, kılı kırk yaran usta müzik otoritelerinden dahi olumlu notlar almıştır.

Paris’te bulunduğu dönem boyunca, Bir Türk piyanisti olarak kazandığı başarılarla Paris gibi bir müzik merkezinde büyük yankılar uyandırmış, yabancı müzik otoritelerinin geniş övgülerine layık görülmüştür. Türkiye’ye döndükten sonra, İstanbul ve Ankara’da çeşitli konserler vermiştir. 1957’ de Mithat Fenmen Stüdyosu’nda piyano öğretmenliğini sürdüren sanatçı, bir yandan da Ankara Radyosu’ndan piyanosunun sesini duyurmaya devam etmiş, Scarlatti’nin 9, 14 ve 20 numaralı sonatlarını, Mozart’ın Türk Marşı’nı, Albeniz’in Asuria ve Sevilla adlı iki süitini, Beethoven’in Pathetique Sonat’ını sıcak bir tamperamanla dinleyicilerle paylaşmıştır. Verdiği pek çok resital sanat çevrelerince merak ve ilgiyle izlenen Uraz’ın, İstanbul Radyosu’nda konserleri yayınlanmıştır. Konser programlarında yorumlamaktan büyük zevk aldığı Rachmaninof’u, Scarlatti’den Prokofiev’e kadar birbirinden apayrı anlayışta ustaları seçerek tek yönlü kalmak istemediğini açıkça beli etmiştir. 21 Aralık 1957’de, Sanat, Estetik, Sosyete adlı dergide, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın da bulunduğu bir kokteylli konser sırasında, Cumhurbaşkanı’nın ilk defa dinlediği Uraz’ın piyanistliğini pek beğendiğinden kendisiyle yakından ilgilenip takdir ettiği yazılır.

15 Mart 1960’da Chopin’den 5 parça çalacağı konseri öncesinde yapılan bir söyleşide, 8 yıl önce üstün performansından ötürü büyük yankılar uyandıran Ecole Normale de Musique mezuniyeti sorulduğunda Selçuk Uraz, “Piyanist piyanosunda konuşmalı, gerisi boş söz” diyerek her zamanki mütevazı ancak kendinden emin tavrını yinelemiştir. Piyano başında çektiği sıkıntıları, duyduğu endişeleri anlatmaktan çok ‘yapma’ya yönelmiştir. Piyanistler arasında Witold Malcuzinski’yi, Emil Gillels’i sevmesi de bundandır. (Son dönem Türk piyanistlerinden ise Fazıl Say’ı takdir eder ve “zehir gibi bir genç yetenek” der.)

1974 yılının Mayıs ayında eşini kaybetmiştir. Ertesi gün üzüntüden kalp krizi geçiren ve dostlarının artık yaşamaz gözüyle baktığı Uraz, dönemin Belediye Başkanı Ahmet İsvan’ın katkılarıyla dört ay sonra Devlet ve Belediye konservatuarlarında öğretim üyeliği görevine başlamış ve son nefesine kadar da öğrencileri ile acısını dindirmeye çalışmıştır. Türk Tiyatrosu’nun büyük ustası, tiyatro sanatçısı, yönetmen, merhum eşi Ulvi Uraz’ın çok değerli kütüphanesini, ölmeden önce Türker İnanoğlu Türvak Sinema Vakfı’nın sanat kitaplığına bağışlamış, 11 Mayıs 2003 yılında ise aramızdan ayrılmıştır.

Not:
Arşiv çalışmalarım sırasında yardımlarını benden esirgemeyen Burhan-Nermin Evrenosoğlu çiftine teşekkürü bir borç bilir, bu vesile ile en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.
Kaynakça:
GÜNÇIKAN, Berat. Gölgenin Kadınları. Yapı Kredi Yayınları, 1995.

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik