| |
Doç.Dr. Nevin Yurdsever Ateş nates@bilgi.edu.tr
İstanbul Bilgi Üniversitesi, İİBF, Türk Devrim Tarihi Araştırma Merkezi
Antik Yunan filozofu Platon “Müziği değiştirirseniz, sitenin duvarları yıkılır” der. Bir başka deyişle müzik kurallarındaki değişlik toplumu yöneten kuralların değişmesine bağlıdır.
Fransa’ya ortak sınır olan Ren Irmağı’nın öte yakasında Bonn’da doğan Beethoven değişmekte olan bir dünyada doğmuştur. Fransız Devrimi, Beethoven’ı derinden etkileyecektir. Fransız Devrimi, Amerikan Devrimi, Napoleon’un ele geçirdiği bir Avrupa’nın duygu ve düşünce iklimi, Beethoven’nın müziğini de önemli ölçüde etkiliyecektir.
Yaşamı boyunca demokrasiyi politik ideali olarak gören Beethoven, kendisine gelinceye kadar ayrıcalıklı bir sınıfın tekelinde olan müziği, geniş kitlelere yayan bir köprü işlevi görecektir. Gür, dalgalı ve karmakarışık saçları ile “pudralı peruk” çağı bestecilerinden kopuşun bir simgesi haline gelirken, gerekli gördüğü yerde kuralları bozmaktan da çekinmeyecektir. Fransız Devrimi’nin aristokrat sınıfının egemenliğine son verdiğine derinden inanan ve devrimin insanoğluna armağan ettiği “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkelerini özümseyen bir cumhuriyetçi idi.
Eserleri, düşüncelerinin tartışmasız birer kanıtıdır. Üçüncü (Eroika) Senfonisi’ni Napoleon’a ithaf edecek fakat Napoleon, imparatorluk tacını giydiğinde “...O halde bu da sıradan bir adam! İnsan haklarını çiğneyecek, bütün öteki müstebitlerin yaptığı gibi tutkusunun peşinden gidecek!...” diyerek ithafı geri alacaktır.
Beethoven’in on bin sayfayı aşan günlükleri, sağırlığı sırasında kullandığı konuşma defterleri Berlin Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. Bu günlükler, bestecinin yaşamına ve eserlerine ilişkin önemli ipuçları veriyorsa da, müzik otoriteleri Beethoven’in eserlerinin bu gün dahi yeterince açıklanıp açıklanmadığı konusunda tartışmaktadırlar.
Hayatta olduğu zaman zarfında müzik sanatının geçirdiği evrimi anlayabilmek için, Beethoven’ın ilk eserleri ile son eserlerini bir arada incelemek gereklidir. Beethoven klasik biçimleri sıkı kalıplar içinden çıkarmış, onlara yeni bir anlam, yumuşaklık, genişlik ve anlatım gücü kazandırmıştır. Özetle, Beethoven, modern anlamda, müzik sanatının kurucusu sayılmalıdır.
Bununla birlikte yaşadığı dönemde çok sert eleştirilere maruz kalmıştır. Nicolas Slominsky’nin Lexicon of Musical Invective kitabında “...taraf tutmayan bütün müzikseverler ve müzisyenler, müzik tarihinde hiç bu kadar tutarsız, cırtlak, kaotik ve kulak tırmalayıcı bir şeyin üretilmiş olmadığı konusunda tam bir mutabakat içindeydiler. En rahatsız edici disonanslar gerçekten de berbat bir armoni içinde birbiriyle çakışıyordu ve müziğin içindeki tek tük fikir kırıntıları da yalnızca bu nahoş ve sağır edici etkiyi arttırmaya yarıyordu” (Fidelio Uvertürü hakkında, Der Freimütige, 1806) diye yazıyordu. Benzer eleştirileri çoğaltmak mümkün. Çağdaşlarından çok sert eleştiriler almış olmasına rağmen düşüncelerinden ve inançlarından vazgeçmemiştir.
Beethoven XIX. yüzyılın başlangıcına rastlayan yeni bir devrin kapısı olmuştur. Kurulu düzenden ayrılan, yeni bir düzen arayan insan; tek bir birey olarak Tanrı, zaman ve kader dediğimiz güçlerin karşısına kendi irade ve sorularıyla çıkıyordu.
Dokuzuncu Senfoni, Beethoven’ın sanatının “doruk noktası” sayılır. Besteci duygularını açıklayabilmek için alışılmış sınırları yeterli görmemiş; insan sesine başvurmuştur. Anlatmak istediği şey sevince seslenmektir. İnsanları kardeşlik duygusu içinde sevinçle birleştirmek . Ustanın Dokuzuncu ya da “Coral Senfonisi” kendi sınıfındaki diğer çalışmalardan sonuç bölümüne ses ya da vokal koyması ile ayrılmaktaydı.
Beethoven sevinci, kardeşlik duygusu içinde verme işinde büyük Alman ozan Friedrich Schiller’in (1759-1805) Sevince Övgü (An die Freude) başlıklı şiirini kullanmıştır. Beethoven, Schiller’in şiirini tümüyle almamış, birinci ve üçüncü kıtalarıyla ikinci kıtanın ilk, dördüncü kıtanın son iki dizesinin esas almıştır.
Dokuzuncu Senfoni de dahil olmak üzere, Beethoven’ın tüm eserlerinin bir olgunluk sürecinden geçtiğini anlıyoruz. Müzikle ilgili tasarılarını, düşüncelerini not defterlerine düşen Beethoven’ın Dokuzuncu Senfoni’sinin nota işaretleri ve melodileri ile ilgili çalışmalarının 1817 yılında başladığına işaret edenler olduğu gibi bu tarihi 1811 yılına kadar götürenler de mevcuttur.
Senfoni tamamlandığında, Viyana’da Kärntnertor Tiyatrosu’nda 7 Mayıs 1824’de prömiyeri gerçekleştirildi. Konserde önce op.124 “Weihe des Hauses” Evin Takdisi Uvertürü, ikinci olarak – kilisenin kendi dışında söylenmesine izin verdiği için adı Üç Büyük İlahi olarak değiştirilen- op.123 Missa Solemnis’den üç bölüm ve finalde Dokuzuncu Senfoni yer almıştır.
Konserin sonunda adeta gökgürültüsünü andıran alkışları duyamayacak kadar sağır olan Beethoven, alto Karoline Unger tarafından dinleyicilere çevrildi. Beethoven ancak o zaman bu alkış selini görebildi ama asla duyamadı.
Konseri sahneye koymanın o kadar yüksek maliyetleri vardı ki, Beethoven’a çok az bir maddi geri dönüşü olmuştu. Konserin geliri 2220 florin olmasına karşın yüksek işletme maliyetleri nedeniyle Beethoven’e yalnızca 420 florin ve daha ödenmemiş bazı borçlar kalmıştı.
23 Mayıs 1824’de Redovtensaal ve 23 Mayıs 1825’teki Aachen’de konserler de zararla sonuçlandığı gibi çok az alkışlandı. Senfoni daha sonra Avusturya ve Almanya’da unutulmaya yüz tutacak ve XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar da göze çarpan bir ilerleme kaydetmeyecektir.
Bestecinin ölümünden 19 yıl sonra genç Richard Wagner, Alman halkına senfoniyi yeniden tanıtmak isteyecektir. Çünkü, genç yaşta Dresden Saray Orkestrası şefi olarak kariyerine başladığı zaman kendisine yön veren Dokuzuncu Senfoni’dir.
Wagner’in Dresden Orkestrası’nda yorumlamak istediği Dokuzuncu Senfoni önce büyük bir muhalefetle karşılaşmış ancak uzun uğraşlardan sonra seslendirilmesi kabul edilmiştir. Richard Wagner’in konser başlangıcında yaptığı konuşma etkili olmuş ve ardından Dresden Orkestrası’nın yıllık konserlerinin hepsinde çalınmasına karar verilmişti. Halbuki aynı tarihlerde New York ve Boston konserleri hayal kırıklığı yaratmıştı.
Dokuzuncu Senfoni’nin etkisinde “Allah’a, Mozart’a ve Beethoven’e” inandığını açıkça dile getiren Wagner, Dresden’deki konuşmasının girişinde “... Bu adamın anlatımı sizde acayip bir etki yapsa da, kulağınıza alışmadığınız bir biçimde çarpsa da, acaba bu adam ne söylüyor diye birbirinize sorar mısınız? Evet, onu anlayın, bağrınıza basın; dilindeki mucizeyi hayretle dinleyin. Bu dilin yepyeni zenginliği içinde şimdiye kadar hiç duyulmadık bir olgunluğu, bir soyluluğu hemen göreceksiniz. Çünkü bu adam Beethoven’dır ve sizlere yönelen dil de, onun en son senfonisinin sesleridir. Şaşkınlık uyandıran bu insan tüm acılarını, tüm özlemini, tüm neşesini şimdiye kadar görülmemiş bir sanat eseri biçiminde bu senfonide ortaya koymuştur.” diyordu.
Claude Debussy Beethoven’ın Dokuzuncu Senfoni’si ile ilgili olarak “Beethoven için gururlu bir tutkuydu müzik. Belki de korolu Senfoni’yi bu müziksel gururun en taşkın bir yankısı olarak görmeli, sadece o kadar” demektedir. Bir başka yorum ise; Beethoven yeni bir senfonik biçimin en mükemmel ve ilk örneği olan Dokuzuncu Senfoni’ye kadar Eroika düzeyinde hiç bir yapıt koymamıştı.
Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisi’nin Türkiye prömiyeri de bu yazı çerçevesinde ele alınması gerektiğini düşündüğümüz temel konulardan biridir. Bu sanat olayının gerçekleştiği tarih, İkinci Dünya Savaşı’nın en yoğun çatışmalarının yaşandığı günlerdir. Türkiye’de, gazetelerin ilk sayfalarında tüm cephelerde süren savaş haberleri yer almaktadır. Japon adalarının yedi saat süren büyük bir hava taaruzuna uğradığı, Birmanya’da İngilizlerin şimale doğru çekildikleri, Fransa’da Alman işgal komutanlığının demiryollarına yapılan sabotajlara karşılık onbeş tutsağın kurşuna dizildiği, “Şark Cephesi Harekatı” başlığı altında 33. Sovyet Ordusu’nun mağlubiyet haberleri göze çarpmaktadır.
Görüldüğü üzere savaşın gidişatı değişmiş, savaş rüzgarları “demokrasi” cephesi ülkelerinin lehine esmeye başlamıştır, ama insanlığı büyük kayıp ve acılara boğacak olan bu kitlesel savaşın bitimi için henüz vakit çok erkendir.
İşte bu olağanüstü çarpıcı haberlerin arasında bir haber gerçekten dikkat çekmektedir. Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisi’ni ilk kez Türkçe olarak bestecinin yüzonbeşinci ölüm yıldönümünde, 18 Nisan 1942’de yorumlayacaktır . Savaşın yarattığı tüm olumsuz koşullara rağmen, Türkiye bir aydınlanma dönemi yaşamaktadır.
Gerçekten de bu aydınlanmanın nesnel temelleri mevcuttur. Cumhuriyet’in modernleşme projesi içinde müzik öncelikli bir yer almıştır. Cumhuriyet’in kurucuları en köklü ve radikal önlemleri müzik alanında atarken, çok sesli müzik anlayışının gelişmesi için “uygarlık değiştirmeye kararlı oldukları gerçeğinden yola çıkmışlar, ikinci adım olarak da “okullaşmışlardır”
Dönemin Milli Eğitim Bakanı, kendini toplumuna borçlu hisseden bir kuşağın temsilcilerinden; insanları aydınlık yarınlara taşımak isteyen bir düşün ve devlet adamı olan Hasan Ali Yücel’dir. Bakanlık yaptığı 1938-1946 yılları arasında köklü değişikliklere imza atmıştır. Köy Enstitüleri’nin kuruluşu, dünya klasiklerinin Türkçe’ye kazandırılması, Ankara Üniversitesi ve Teknik Üniversite’nin kuruluşları onun zamanında gerçekleşmiştir. Tiyatro, opera ve balenin devlet hizmetleri kapsamına alınması yine Hasan Ali Yücel zamanında gerçekleşecektir.
Yücel, Fransa’nın kültürel yapısını incelemek üzere gönderildiği Paris’ten 1930 yılında dönerken yanında bir gramofon ve taş plaklara kaydedilmiş Beethoven’ın Dokuzuncu Senfoni’sini de getirmiştir.
Yücel, Devlet Konservatuarının ilk mezunlarının diplomalarını verirken yaptığı konuşmada “... Türk hümanizması, beşer eserine istisnasız kıymet veren, ona zamanda ve mekanda hudut tanımayan hür bir anlayış ve duyuştur. Hangi milletten olursa olsun insanlığa yeni bir düşünüş, yeni bir duyuş getiren her esere bizim yüreklerimizin besleyeceği his, ancak saygı ve hayranlıktır.
Müellif bizden olmayabilir, bestekâr başka milletten olabilir. Fakat o sözleri ve sesleri anlayan ve canlandıran biziz. Onun için Devlet Konservatuarının temsil ettiği piyesler, oynadığı operalar bizimdir, Türktür ve millidir”
Prömiyerin gerçekleştiği tarihe dönersek; gazetelerde büyük puntolarla “Milli şefimiz İnönü’nün, Devlet Konservatuarını teşrif ederek Beethoven konserinde hazır bulundu” başlığı altında refikaları ile birlikte saat 15:30 da salonu şereflendirdiğini öğreniyoruz. Aynı anda beraberinde B.M.M. Reisi Abdülhalik Renda, Başvekil Dr. Refik Saydam, Riyaset-i Cumhur Umumi katibi, Riyaset-i Cumhur Başyaveri, Hariciye Vekili Şükrü Saraçoğlu, Maarif Vekili Hasan Ali Yücel ve İktisat Vekili Sırrı Day’ın da izlediğini öğreniyoruz. Yine konserde kordiplomatiğe mensup şahsiyetlerin, Alman Büyükelçisi’nin refikaları ile İngiliz Büyükelçisi’nin refikasının hazır bulunduğunu öğreniyoruz. Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası ile Devlet Konservatuar solistleri tarafından verilen konserde özellikle koronun muvaffakiyeti her türlü tahminlerin fevkinde olmuş, izleyenlerin haklı ve sürekli alkışlarını almıştır. Konseri Dr. Ernest Praetorius’un idare ettiğini, solistlerin Rabia Erler (Soprano), Saadet İkesus (Alto), Aydın Gün (Tenor), Nurullah Taşkıran (Bariton) dan oluştuğunu öğreniyoruz. Prömiyer için dağıtılan programdan da, koro metnini müzik üzerinde Türkçe’ye çevirenlerin; Devlet Konservatuarı şan öğretmeni Nurullah Ş. Taşkıran ile Maarif Vekilliği Güzel Sanatlar Şube Müdürü Cevat Memduh Altar ve Koro Şefi George Markowitz ile korrepetitör Walker Schlössinger olduğunu öğreniyoruz. Büyük bir başarıyla gerçekleştirilen konser sonrasında Reis-i Cumhur, orkestra şefini ve diğer sanatkârları ayrı ayrı tebrik etmiştir.
Gerçekten savaşın en acımasız koşullarının yaşandığı bir dönemde, Ankara’da tüm insanlığa kardeşlik mesajı veriliyordu. Bu ifade prömiyerin programında* yer alan, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in şu satırlarında öne çıkıyordu;
“Asıl müziğin yaratıcılarından Beethoven, dokuzuncu senfonide mâna âleminin bir kahramanı ile gönül birliği, duygu birliği ve ses birliği yapmıya razı olmuştur.
Dokuzuncu senfonide, hemen başından sonuna inatçı bir fikir gibi tekrar edip duran aynı yankı, bitmeden önce kelimelerin, sözlerin yardımına sarılır. Beethoven, sanki bu seslerle en yüksek insan idealini anlatamamaktan üzülmüş; Schiller’in, ancak tanrılardan duyulabilir yücelikteki mısralarını söyletmiye mecbur olmuştur.
Schiller, sevimli yüzüyle insandaki kıymetlere bütün hayatınca tapmış, hürriyet ve neşenin şairi Schiller; Beethoven’e ilham veren bu şiirinde, insanları Tanrıda birleşmeye çağırır. İnsanları, göreneklerin, sapık düşüncelerin birbirinden ayırdığı bu ölümlü varlıkları, onun gölgesinde kardeş olmanın saadetine, bir dostun dostu olabilmek ve bir gönlün sıcaklığında yaşıyabilmek neşesine çekmek ister.
Dokuzuncu senfoniyi hazırlamaları için müzikçi arkadaşlarıma dilekte bulunduğum zaman, yüreğimde hep bu duygular vardı. İnsanlığın alevler içinde kıvrandığı böyle bir devirde, Beethoven’in sesine ve Schiller’in bu sözlerine ne kadar muhtacız?”
23 Mart 1942, Maarif Vekili, Hasan – Âli Yücel
Sanatçı üretirken gelecek kuşaklardan çok kendi çağını ve çağının koşullarını düşünür. Zaten onu ilk takdir edecek olan çağdaşlarıdır. Bazı istisnaları olsa bile çağdaşlarına sırtını dönen ve kendini çağdaşlarına anlatamayan bir sanatçının başarı şansı yoktur. Sanatçı insanlığın kültür birikimine istese de istemese de katkıda bulunur ve eğer gerçekten kalıcı birşeyler yaptıysa gelecekte de yaşar. Tüm bunlar müzik için de geçerlidir. Ve zaten “klasik”in anlamı da budur.
Beethoven yaşadığı çağda herkes tarafından anlaşılmamış bile olsa sonraki çağlarda herkesçe anlaşılmış ve günümüze damgasını vurduğu gibi, geleceğe de damgasını vuracak gibi gözükmektedir.
Örneğin ünlü “Kader Senfonisi”nin (Beşinci Senfoni) girişi ABD, İngiltere ve Kanada’nın İkinci Dünya Savaşı’nda Normandiya’ya çıkartma yaparken şifresi idi. Hiç kimse Beethoven’ın bir Alman bestecisi olduğunu aklına getirmemişti.
Aynı şekilde Beethoven’ın Dokuzuncu Senfoni’sinin dördüncü bölümünün ilk notaları Berlin Filarmoni Orkestrası’nın efsanevi şefi Herbert Von Karajan’ın da katkılarıyla 1972 yılında Avrupa Konseyi tarafından “Avrupa Marşı” olarak kabul edilmiştir. Günümüzde bu kabul, Avrupa Konseyi’nin yanısıra Avrupa Birliği tarafından da benimsenmiştir.
Bugün Avrupa’nın 25 farklı ülkesi bu marşı benimsemiş durumdadır. Çünkü Beethoven ve Beethoven gibiler sadece bir ulusun değil, bütün insanlığın ortak değeridir ve yarattıkları güzel sesler tüm insanların sesidir.
Notlar:
Platon , Devlet, Çev.S.Eyüboğlu - M.Ali Cimcoz, Remzi Kitabevi, İstanbul,1988, s.425
Littell’s Living Age, Fifth Series, Vol.IV (From The Beginning, vol CXIX. October, November, December) Boston,1873. s.438
İlhan Mimaroğlu, Müzik Tarihi , Varlık Yayınları, İstanbul 1999, s.79-80
Cavidan Selanik , Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni, Doruk Yayıncılık, Ankara 1996, s.144
Cavidan Selanik, age., s.145
Üner Birkan, Dinleyicinin Kitabı, Borusan Kültür ve Sanat Yayınları, İstanbul 2000, s.57
Armağan Ekici, “Beethoven’ın El Yazısı”, Andante, sayı 3, Şubat-Mart 2003, s.40-43
Erich Valentin, Büyük Bestecilerden Küçük Portreler, Milli Eğitim Bakahlığı Yayınları, İstanbul 1962, s.33
Üner Birkan, age., s.87
The New American Cyclopedia: A Popular Dictionary, edt. George Ripley ve Charles A. Dana, Vol.XV, New York, D. Appleton and Company, 1862, s.258
İrkin Aktüze, Müziği Okumak, Pan Yayınları, İstanbul 1962, s.302
Paul Grabbe, Yüz Ünlü Senfoni, Ataç Kitabevi, İstanbul 1962, s.26
Bkz. http://www.kingbarn.freeserve.co.uk/symphonies.html
Bkz. Üner Birkan, age., s.67
Russell Martin, Beethoven’ın Saçı, Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 2001 s.127
Bkz. http://encylopedia.thefreedictionary.com/symphany+No+9+Beethoven
Bkz. http://www.kingbarn.freeserve.co.uk/symphonies.html
Aktüze, age., s. 303
Grabbe, age., s.27
Bkz. http://www.kingsbarn.freeserve.co.uk/symphonies.html
Aktüze, age., s.303
Aktüze, age., s.304, ayrıca Grabbe, age., s.27
Aktüze, age., s.304
Cavidan Selanik,s.147
Aktüze, age., s.304
Leyla Pamir, Müzikte Geniş Soluklar, Ada Yayıncılık, İstanbul 1989, s.64
Edt. Robert Simpson, The Symphony, Penguin Books, Great Britain 1966, s.327
Cumhuriyet, 19 Nisan 1942
Bu konuda geniş bilgi için bkz. Selim Deringil, Denge Oyunu, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1993
Cumhuriyet,19 Nisan 1942, Vatan,19 Nisan 1942, Tan, 19 Nisan 1942
Murat Katoğlu, “Cumhuriyet Türkiyesi’nde Eğitim, Kültür, Sanat”, Çağdaş Türkiye 1908-1980, Cem Yayınevi, İstanbul 2002, c. 4, s.504
Zeki Arıkan, Tarih Günlüğü, Arma Yayınları, İstanbul 2002, s.15-17
Cumhuriyet 19 Nisan 1942
Aynı tarihli gazetelerde Von Papen’e yapılan suikast ile ilgili mahkemenin devam ettiği bildirilmektedir. Bomba hadisesi 15/04/1942 tarihinde gerçekleşmiştir. (Vatan,19 Nisan1942)
Cumhuriyet, 19 Nisan 1942
Vatan, 21 Nisan 1942
Riyaset-i Cumhur Senfoni Orkestrası, çok sesli müzik eğitimi için görevlendirilmiş Paul Hindemith’in önerisi ile Alman şeflerinden Weimarlı Dr. Ernest Preatorius’un yönetimine geçmiştir. Dr. Preatorius’un yönetimi sırasında orkestra teknik açıdan uluslararası bir düzeye erişirken, zengin bir repertuara da sahip olacaktır. Bkz. Cevat Memduh Altar, Opera Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları, c. 4, İstanbul 2000, s. 275, (http://cso.kulturturizm.gov.tr/tur.)
Cum.19 Nisan 1942
Beethoven Dokuzuncu Senfoni, Devlet Konservatuarı Temsil ve Konserleri No 4, Maarif Matbaası, İstanbul 1942
Tan., 19 Nisan 1942
* Bana temsil programını bulan değerli arkadaşım ve meslektaşım Namık Sinan Turan’a bu vesileyle teşekkür ederim.
Beethoven Dokuzuncu Senfoni, Devlet Konservatuarı Temsil ve Konserleri No 4, Maarif Matbaası, İstanbul 1942, Hasan Ali Yücel’in takdim yazısı.
|
|