| |
Mustafa K Öztürk moosty@tasoda.com
*Yazarın yazıyı 2005 senesi başında yazdığı göz önünde tutulmalıdır
.
Müzik teknolojisindeki günden güne artan çeşitlilikler ve ilerlemeler henüz Türk müzik endüstrisinde yeterli olgunluğa erişebilmiş değil. Teknolojiyi satın almakta sıkıntısı olmayan stüdyolar ve plak şirketleri maalesef yeterince kaliteli ses mühendisleri ve prodüktörler bulmakta zorlanmakta. Bunun eksikliği dinleyicinin yabancı müzikleri daha kaliteli olduğuna inandırmakta ve yabancı müzisyen ve müzik adamlarını el üstünde tutar konuma getirmekte. Günümüzde bu eksikliğin giderilmesi konusunda ciddi çalışmalar özellikle eğitim sektörünün katkısıyla hız kazanmış durumda.
Teknik konulara girmek gerekirse şu an Türk müzik sektöründe üretim aşamasında en büyük sıkıntı kayıt ve mastering aşamalarında. Kayıt sırasında yeterli önem gösterilmeyip projelerin olabildiğince hızlı bir şekilde yapılması isteği, mix mühendisinin işini zorlaştırmakta ve ulaşabileceği maksimum seviyeyi düşürmekte. Diğer problem ise mastering stüdyosu ve daha ziyade mastering mühendislerinin eksikliği. Bitmiş misklerin her sistemde rahatlıkla dinlenebilir konuma getirilmesi konusunda teknik anlamda çok büyük sıkıntı var. Özellikle Amerika’da 1950’lerde plak çalar zamanlarında başlayan, nasıl daha yüksek ses şiddetine ulaşabilirim yarışı Türkiye ye hala etkisini hissettirememiş durumda idi. Ta ki yakın zaman da bir albüm diğerlerinin ses seviyesinin üstüne çıkarak daha kaliteli olarak algılanana dek: bahsettiğim Mor ve Ötesi’nin Dünya Yalan Söylüyor albümü. Bu albüm şu an ses seviyesi anlamında yeni bir baraj ve dolayısıyla yeni bir hedef konumuna geldi. Tabi ki mastering işlemini sadece ses seviyesi ile değil genel frekans dengesi ve her sistemde verdiği karşılıkla değerlendirmek daha doğru olacaktır. Her ne kadar yapılan işin değerini dinleyiciler Mor ve Ötesine daha önceki albümlerine nazaran çok daha fazlasını göstererek biçtilerse de , yapılan bazı hataları da gözden kaçırmamak lazım. Bu anlamda yapılan işin niteliğini Mor ve Ötesinin parçalarını genel sound'u benzer parçalarla karşılaştırarak değerlendirelim. Dinleyiciye de ilk olarak sunulan Cambaz ve Bir derdim var’ı baz alarak albüm hakkında ki genel düşüncelerimi belirtmek sanırım daha öz ve açıklayıcı olacak.
Rock tarzındaki bu albümde aynı zamanda pop ve punk esintileri var, düzenleme bakımından Reamon’un Supergirl’üne, sound anlamında ise New punk gruplarına bakarak bir karşılaştırma ve değerlendirme yapacağım. Değerlendirmem sırasında, Travis’ten Love Will Come Through, pop bakış açısını, Greenday’den American Idiot ve FooFighters’tan All my life, punk tarzını incelememizde referans olarak kullanılacaktır.
İlk olarak parçada dikkat çeken delay gitarlı intro oluyor, delay’lerin panlanması ile çok renkli ve kulağa hoş gelen bu tını aslında çok yabancı değil. Daha ziyade U2’dan bildiğimiz delay gitar kullanımı bu sefer karşımıza Reamon’dan Supergirl’ü çok anımsatır birşekilde çıkıyor. Supergirl’de alt yapının bir elemanı olarak kullanılan gitar, Bir Derdim Var’da ise solo gitar yerine daha önemli bir öğe olarak kullanılmış. Gitarla beraber katılan bas, alt yapıyı doldurmakta fakat daha sub olabilir hissiyatı uyandırmakta. Kick girdiği anda ise basla frekansların birbirine yakınlığı bazen iki sesin karışmasına yol açıyor. Overdrive ve distortion gitarlar geride kalmış ama bunun bilinçli bir seçim olduğu ise belli. Cambaz kadar sert bir hava yaratmak yerine vokal ve delay gitarın önde olduğu bir mix yapılmış. Bu tarzdaki yabancı mikslere nazaran vokaller türkiye baz alınarak öne çıkarılmış. Davullarda ise genel sound güzel ama mikste kick in punch diye tabir edilen 1000 – 5000 hz arazı bölgesi biraz eksik kalmış. Trampetin ise 100-250 hz arasındaki kök sesinin yeterince abartılmaması yüzünden, bu tarz punk davul sound’una göre güçsüz kalmış. Daha önceki albümlerinde bulunmayan punk davul esintileri ister istemez Foo Figters parçalarını hatırlatıyor. Davulcunun bu still değişikliğinde kuşkusuz bir prodüktör parmağı var. Karşılaştırma yapmak gerekirse All my life , Cambaz’la benzer öğeler taşımakta. Mor ve Ötesinin yeni tarzını beğenenlerin hoşlanacağı gruplardan biri olabileceğini düşündüğüm FooFighters’ı dinlemenizi öneririm. Eleştiriler bir kenara davulun genel sound’u Türkçe albümlerde şu ana kadar çok az rastlanır kalitede, kayıt son derece başarılı olmuş demek yanlış olmaz. Mikste de çok aşırı EQ kullanılmaması davulun natürel ve büyük odada çalıyormuş hissi uyandırmasını sağlamış.
Frekans dengesine bakıldığında sub eksikliği dışında biraz vokallerde fazla high mid ve genel olarak air diye tabir edilen 10000 hz üzerinde biraz eksiklik kulağa batıyor. Spektrum analizine bakarak da, biraz kabaca da olsa bir fikir sahibi olmak mümkün. Analiz parça boyunca toplanan frakansların maksimun hangi değere kadar çıktığını ölçmüş durumda.
Dünya yalan söylüyor

Love Will Come Through – Travis

Grafiklerde de göründüğü üzere Travis te 60 hz in altı da gayet dolu, maksimum frekans 250-500 arasında toplnmış durumda. 8000 hz hatta 4000 hz üzeri Dünya Yalan Söylüyor da biraz eksik kalmış. Daha vokal ağırlıklı olan Mor ve Ötesi miksinde 750 – 2000 arası dikkat çekici bir biçimde maksimumda. Aynı problemler Cambaz’da da neredeyse birebir yaşanmakta, karşılaştırmanız için American Idiot’la beraber grafiklerini veriyorum.
Cambaz

American Idiot – Greenday

Genel olarak mikslere başarısız demek neredeyse imkansız ve büyük haksızlık olur. Çünkü mastering aşamasında yapılmaya çalışılan ama tam anlamıyla becerilememiş sesi maksimum yüksekliğe eriştirme çabası, mikslerin ne kadar iyi olduğu konusunda yeterli yorumu yapmamızı engelliyor.
Mastering aşamasında en önemli araçların EQ, multiband compressor ve limiter olduğu ve bunların yanında reverb, spectral enhancer’ların önemli katkıları bulunduğu gerçeğinden yola çıkarak, parçalara amplitude grafiklerini inceleyerek de not verelim. Bunu yapmamdaki amaç masteringde aşırıya kaçılmış compression ve limiting işlemlerini vurgulamak. Sesi açmak için öylesine fazla limiting uygulanmış ki özellikle low mid frekanslarda compression artık distortion gibi duyulmakta ve kulağı rahatsız etmekte. Grafiklere bakarsak özellikle Cambaz’da ki aşırılık yanlış mastering nasıl yapılır dersi niteliğinde. Travis ve Greenday parçalarında ses seviyesinin düşük olmamasına rağmen grafiklerinde son derece az limit edilmiş oldukları gözlemleniyor. Daha dengeli yapılmış mastering sayesinde frekans dengesi ses seviyesini doğru orantıda etkiliyerek daha şiddetliymiş gibi algılanmasına sebep oluyor.
| Bir Derdim Var |
|
American Idiot-Green Day |
 |
|
 |
| Cambaz |
|
Love Will Come Through-Travis |
 |
|
 |
Fazla kompresör ve limiting’den dolayı miksteki en yüksek öğeye göre ses kısılıp yükselmekte. Eğer dikkatlice dinlenirse vokalin parçaya giriş ve çıkışlarında birçok alt yapı elemanının kaybolup tekrar ortaya çıktığını farkedebilirsiniz. Vokal girdiğinde davullar sanki daha geriye gidiyormuşçasına azalıyor.
Mastering de kullanılan aletlerin son derece kaliteli ve analog oldukları şüphe götürmez çünki bu kadar aşırı limiting yapılamsına karşı yinede ataklar yok olmamış durumda. Yinede eğer mastering’de ses bu seviyelere çıkarılmak isteniyorsa yapılması gereken ilk ve en önemli iş EQ kullanarak tam anlamıyla bir frekans balansı elde etmek olmalı. Yeterli denge yoksa ne kadar kaliteli multi band compressor leriniz olursa olsun ortaya çıkan master dengesiz olacaktır. Diğer bir teknik ise ‘Newyork trick’ diye adlandırılan fazla kompresör uygulanmış bir stereo miksin ana miksle doğru seviyede birleştirilmesidir.
Genel bir bakış açısıyla konuyu toparlamak gerekirse, kayıtlar son derece başarılı ve üst düzeyde. Miskler, mastering’in örtmesine karşın yine de çok başarılı ve mastering frekans balansı olarak kötü olmasa da aşırı kompresör ve limiting’den dolayı sınıfı geçemiyor. Yine de Türkiye’de ki şu ana kadar çıkan neredeyse ses seviyesi en yüksek albüm olma başarısından dolayı büyük bir artı puan alıyor. Çünkü radyoda, televizyonda hatta barlarda olsun herhangi bir parçadan sonra Cambaz çalınmaya başladığında daha şiddetli olduğu için hem dikkat çekiyor hem de daha kaliteli olarak algılanıyor.
Son bölüme ise en çok alkışı alması gereken öğeyi bıraktım, çünkü bir grup ancak bu şekilde bulunduğu noktanın bir üstüne çıkartılabilirdi. Doğru prodüktör seçimi hatta Türk müzik sektörünün en büyük eksikliği prodüktörsüz çalışma hatasından dönülmüş olması Mor ve Ötesi’nin başarısının altındaki gerçek. Daha önceki albümlerinde pek başarılı olmayan alternatif batı müziği tekrarları ve demode enstruman kullanımları bir anda modern, bakış açısı değişmiş günümüzdeki new punk gruplarına taş çıkartan düzenlemelere dönüşmüş durumda. Grup elemanlarının da hakkını yememek gerekir onlarda çok iyi adapte olmuşlar, yeni besteler ve sözler üst düzeyde ama ben tekrarlayarak, prodüksiyonun en başarılı öğesini prodüktör olarak seçiyorum. Umarım bu başarı onları bir sonraki albümlerinde bir adım daha ileriye götürür, böylece bize yurt dışından esinlendikleri parçalarla karşılaştıma yapmak yerine kendilerine has özgün müziklerini alkışlamak kalır.
|
|