| |
Barış Bahçeci baris@trioda.net
*Yazarın yazıyı 2005 senesi başında yazdığı göz önünde tutulmalıdır
.
Dünyada değişen ve gelişen teknolojilerin, trendlerin ve akımların estirdiği fırtına ülkemizde etkisini hiç bu kadar kuvvetli hissettirmemişti. Her on yılda bir kendisini yenileyen ses taşıyıcıların dünya müzik sektörüne getirdiği dinamizm artık teknolojinin geldiği son nokta ile bir kabusa dönmeye başladı. Geçen yıl her beş CD’den biri korsan olarak üretilirken bu rakam bu sene her üç CD’de biri oldu . Türkiye’de kendisine has yapısı ile bugüne kadar ki gelişimini sürdüren sektör ise sadece gelişen teknoloji ve farklılaşan müzik ile değil, kendi iç dinamiklerinin zorlamasıyla ve değişen üretim-tüketim alışkanlıklarıyla nereye olduğu kestirilemeyen bir yöne doğru gidişatını sürdürüyor.
İngiltere’den sonra Avrupa’nın en büyük tirajlarına sadece kendi iç kaynakları ile ulaşabilen sektörümüzün 150 milyonlardan 20-30 milyon kopyaya düşen satışlarını sadece korsan müzik satışıyla açıklamak zor, çünkü korsan kaset ve CD satışı bundan yirmi yıl önce de vardı. Prodüksiyon, baskı ve dağıtım, tanıtım başlıklarında toplanan sektörün üç temel ayağına göz atarak değişen sektörümüzle ilgili genel bir resim oluşturabiliriz.
Prodüksiyon kabaca bir genellemeyle, sanatsal olan bir metanın ticari olarak artıya dönüştürülmesi, prodüktör de bunu yapan kişi olarak tanımlanabilir. Bir ürünün sanatsal kriterlere ne derece uyduğu ayrı bir tartışma konusu olsa da prodüktörlük kriterlerinden genel olarak bahsedebiliriz. Prodüktör karar verilen bir projeyi her anlamda yönlendiren, sanatsal ve mali, hedef ve seyrinden sorumlu olan kişidir. Mali ya da sanatsal sorumlular ayrı olabilir ama hedef kitleyi belirleyen ve onlara sunulacak olanın sınırlarını çizen prodüktördür.
Prodüktörün ülkemizdeki anlamı ise projeye parayı yatıran patrondur. Doğal olarak plak şirketi sahibi prodüktör olarak anlaşılmaktadır. Kendi şirketine sahip prodüktörler var olsa da, para sahibi olmak prodüktör olmak için yeterli değildir. Prodüktörlük müziği ve hedef kitleyi bilmeyi ve bu konuda ciddi bir çalışma yapmayı gerektirirken, ülkemizdeki genel prodüksiyon mantığı perakende satış yapan esnafın mantığından ayrı olmamıştır, çünkü prodüksiyonu yapan kişi zaten esnaf olan dükkan sahibidir. Genelde tek kişinin elinden çıkan, söz, müzik ve yorumun birbirinin karbon kopyası olduğu, sound ile ilgili herhangi bir fikrin olmadığı, ucuza mal edilmeye çalışılmış ve ekibin kimi zaman sadece bir ya da iki kişiden oluştuğu niteliksiz yapımlar, tipik bir esnaf mantığının yansımasıdır. Bu ise ortaya kısa vadede başarılı olabilen ama üç ila altı aylık ömrü olan yapımların ya da çoğu zaman bunların taklidi olan başarısız yapımların üretilmesine sebep olmuştur. Bu anlayış zaman zaman ticari başarı kazansa da uzun vadede sektörde oturmuş bir portföyün, nitelikli kayıt ve ses mühendislerinin, aranjörlerin, söz ve beste yazarlarının ve üretimdeki aşamalarda akla gelebilecek her unsurun gelişmesini ve oluşmasını engellemiştir.
Dağıtım ise üretim aşamasından sonra ürünün yapımcı firmadan ya da ana depodan diğer depolara ve perakende sektöründeki noktalara iletilmesi olarak özetlenebilir. Bir ürünün iyi dağıtılması ise iyi bir dağıtım ağına sahip olmayı ve piyasadaki alıcı alışkanlıklarını iyi bilmeyi gerektirir. İyi bir dağıtım ağı, tirajı yüksek ve bilinen sanatçıların ürününü dağıtırken, alıcı alışkanlıklarını bilmek ise yeni ürünlerin pazarlanmasında öne çıkan unsurlardır.
Ülkemizde ise dağıtımda karşılaşılan ilk sorun yeni çıkan albümlere yönelik olumlu bir dağıtım politikasının olmaması ve dağıtım konusunda bireysel ilişkilerin belirleyici olması olarak özetlenebilir.
Bir albümün iyi dağıtılabilmesi için gerekli ilk koşul o albüm için yapımcı firmanın talep yaratmasıdır. Ancak talep yaratıldığında müzik dinleyicisinin o ürünü aradığı anda rafta görmesi yeni ürünün satışı için hayati önem taşıyor. Ancak dağıtıcı firmalar için yeni isimler yeterince karlı olmadığı için genellikle ismi önceden bilinen ürünleri raflarda görebiliyoruz. Dağıtıcı bazında yeni ürün rafta yer almıyor ve yeni ürüne yatırım yapılmıyor.
Şu anda ülke genelinde dağıtım yapabilen dört ya da beş şirket var (Seyhan Müzik, Ece Müzik, Ozan Video, Esen Müzik, vs). Bu şirketlerin dağıtım politikası ise tamamen popüler yapımlar üzerine kuruludur. Bu ürünlerin tüm dağıtım hakkı ise daha ürün piyasaya çıkmadan peşin olarak ödeniyor. Bu da birçok yeni yapım veya yapımcı için engelleyici bir faktör çünkü mali gücü sınırlı olan ve konsinye sistemi ile çalışan prodüksiyon firmaları bu tarz bir sistemde ikinci planda kalıyor. Yeni ürünlerin kar marjları bilinen ürünlerden daha yüksek olsa da tirajlarının ve sürümlerinin düşük olması bu ürünlere perakende rafında yer ayrılmamasının en önemli sebebi.
Dağıtım ile ilgili ikinci sorun ise genel satış rakamlarını gösteren sağlıklı bir kaynak olmaması. Bu da sektör ile ilgili bir yapının ve politikanın oluşmasını engelliyor. Şu an sektörün satış rakamları Kültür Bakanlığı’nın verdiği bandrol sayısından tahmin edilebiliyor. Bu ise son derece yanıltıcı çünkü bir ürün için bandrol verilmiş olması o ürünün satıldığı, dağıtıldığı hatta basıldığı anlamına dahi gelmiyor. Yapımcı firmalar ise genellikle kendi satış rakamlarını reklam amaçlı olarak abartıyor.
Yeni çıkan bir ürün için pazar ya da talep yaratılması yani “tanıtım” son yirmi yılda hız kazanan ve günümüzde tüketici ya da üretici alışkanlıklarını en çok etkileyen konu. Ülkemizde seksenlerin sonlarına kadar tanıtım için en önemli araç “dedikodu gazetesi”ydi. İnanılması zor olsa da bu, televizyon ve radyolar devlet tekelinden çıkana kadar en geçerli yöntem olmayı sürdürdü. Dünyada klip sektörünün ortaya çıkması günümüz koşullarını belirleyen bir süreç iken, bu durumun ülkemizde geçerli olması için uzun bir süre beklendi. Tek yayın kuruluşu olan devletin idare ettiği “TRT”, müzik yayınlarına yer verse de bu halkın beğenisini ya da tercihini değil, sınırlı bir perspektifi yansıtıyordu.
Ancak birtakım özgürlüklerin gelişmesi (özel radyo ve televizyonların yasal hale gelmesi) istenenin aksine sektörü en çok zorlayan konu oldu. Gelişen klip sektörü ve tanıtımda artan maliyetler, radyo ve televizyonların telif haklarındaki aşırı duyarsızlıkları, bu yayınların satışlara olumsuz etkisi hala çözümlenememiş konuların başlıklarını oluşturuyor.
Ürünlerin tanıtımı için bir yandan radyo ve televizyona ihtiyaç duyarken diğer bir yandan bu iki aracın satışları engellemesi sektörün ikilemi. En ucuz eğlence aracı olan televizyon ve radyo, albümlerin tanıtımına katkı sağlarken, bir yandan da tirajları düşürüyor. Örnek vermek gerekirse pazarda en önemli tüketim payına sahip olan araba sahipleri albüm almak yerine radyo dinlemeyi tercih ediyor. Telif konusunda neredeyse hiç denetlenmeyen radyo ve televizyonlar ise yayınladıkları parça ya da klipler için bırakın telif ödemeyi , para isteyecek kadar da pişkinler (Kral TV, Flash TV gibi ) .
Tüm bu olumsuz etkenler ve değişen koşullar müzik üreticisini üretmekten alıkoymamış aksine kendisine kaynak oluşturmak için dünyada nelerin, nasıl yapıldığına araştırmaya itmiştir. Bir albümün yapılması ve satılması kadar, yan ürünlerin önemi de anlaşılmıştır. Sanatçının CD’si kadar sanatçının kendisinin ve taşıdığı niteliklerin de bir ürün olduğu gerçeği yavaş yavaş görülmeye başlanmıştır ve yapımcılar bu değerlerin pazarlamasına yönelik olarak strateji belirleme ihtiyacına yönelmiştir. Sanatçının menajerlik hakları, telif hakları ve sayıları giderek artan edisyon firmaları, sponsorluk kavramları ile ilgili artan duyarlılık da yan ürünlerin artan değerinin bir göstergesi. Belki böyle bir strateji oluşturma ihtiyacı uzun vadede sektörün önünü açacak en önemli neden, çünkü böyle bir nedene hiç bu kadar ihtiyaç duyulmamıştı.
Yukarıdaki nedenlerin ortaya çıkardığı sonuç klasik anlamda üretim yapan, prodüksiyon, dağıtım ve promosyonun tek bir çatıda toplandığı plak şirketlerinin giderek yok olması ve her biri sadece kendi konusunda faaliyet gösteren ve bu konuda kaliteye yönelen prodüksiyon, dağıtım ve promosyon firmalarının ayrı ayrı ortaya çıkması. Bu ise yurtdışında son zamanlarda gördüğümüz şirket evlilikleri ya da “joint venture” tarzı ortaklıkların çoğalması anlamına geliyor.
Dağıtım, tirajlar, korsan yayıncılık, şirket iflası konularındaki kötü gidiş ve belirsizlik devam etse de, müzik sektörünün kalbi sayılan Unkapanı’nın giderek bir dağıtım ve toptan satış merkezi haline gelmesi, plak şirketlerinin ve prodüksiyon firmalarının farklı merkezlere yönelmesi, prodüksiyon mantığında gözlemlenebilir değişim, sayı ve nitelik olarak gelişen edisyon firmaları, prodüksiyon konusunun akademik boyutta ele alınması ve bu konularda eğitim verilmeye başlanması, telif hakları konusunda artan duyarlılık, yurtdışına açılma isteği, sektörün içinde olduğu arayışın bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Dünyada bu işin nasıl yapıldığını bilmeyen ve on yıl önce bile kendi iç piyasası ile büyüyerek kendisini döndürebilen sektör, dünyadaki standartları uygulayarak bir endüstri haline gelme şansını yakalayabilir.
|
|