Orhan Kahyaoğlu orhankahyaoglu@hotmail.com

TRADITIONAL CROSSROADS

Değişik Yolların Birleştiği Nokta Traditional Crossroads Dünya Müzikleri Bir Yapım Tavrında Buluşunca

Traditional Crossroads, çoğu bağımsız firma gibi, müzik politikasını en iyi adıyla ifade ediyor. Yani, birbirinden çok farklı karakter ve yapıya sahip geleneksel müziklerin bu firma yoluyla ortak bir yolda, çizgide buluştuğu nokta anlamını taşıyor. Son çeyrek yüzyılın birçok bağımsız firması gibi Traditional Crossroads’da çok kültürlü bir müzik vizyonuna yaslamış sound’unu. Çok farklı ülke, kültür ve coğrafyanın geleneksel ve yer yer de etnik karakterli müziklerine kapısını aralamış, yaptıkları kayıtlarda bu özel müzikleri hemen hiç zedelemeden tekrar gün ışığına, dünya müzikseverlerine taşımayı hedeflemiş. Günümüzün popüler duyarlılıkları, akımlarıyla neredeyse hiçbir akrabalıkları yok. Tam tersi, yer yer geleneksel yapısından çok, daha özel, daha etnik özelliğe sahip sound’larla bezeli müzikler yapan müzisyen veya topluluklarla da incelikli ilişkileri, albümleri var. Ağırlığı Ortadoğu, ve Doğu Avrupa ülkelerini temsil eden sanatçı ve toplulukların, çoğu kez yüzyıllar öncesine uzanan müzikleri özünü zedelemeden, yeni bir vizyonla yaşatmalarına da rastlanıyor. Ama, bu kaynaşımlarla geleneksel ve etnik özellikli müzikler hiç zedelenmediğinden, büyüsü, müzikalitesi bozulmadığından, firmanın ruhunu, müzik politikasını da özenle yansıtmaya devam ediyorlar. Firmada, Türk ve Ermeni geleneksel müzikleri daha ayrıcalıklı bir öneme sahip. Bunun en önemli nedeniyse, firmanın sahibi, yaratıcısı; müzisyen ve prodüktör Harold Hagopian’ın ABD doğumlu bir Ermeni olmasının yanında, dedesinin Erzurum doğumlu, bir Anadolu Ermeni’si olup, 1915’deki, olayların ardından ABD’ye göç etmesi. Bu yüzden de, Türk musikisi ve Ermeni müziğiyle olan yakın bağ on yıllarca Hagopian ailesinin kültürel kaynağı oluyor. Nitekim, Harold Hagopian’ın babası, ABD’de, özellikle 1950’de Udi Hrant’dan bile dersler alarak yetişen, bu müziklerle var olan Richard Hagopian adlı bir ut virtüözü. Prodüktörün bu kültürel köklerinin de yarattığı birikim ve eğilimin sonucu olarak, firmanın Archival Remasters adlı bir dizisi var. Türk ve Ermeni müziklerinin 20. yy’ın ilk on yıllarındaki birçok önemli kaydını firma bir konsept içinde albüme dönüştürüyor. Harold Hagopian’ın, az sonra değineceğimiz uzun kayıt prodüktörü deneyiminin ve eski arşivleri yeniden temizleyip tekrar su yüzüne çıkarma uğraşının da özel önemi var. Bambaşka kültürlerden gelen, apayrı müzikal kaynakları simgeleyen isimlerin yeni kayıtlarında özel bir duyuş ve sound ortaklığının üretilmesinde Harold Hagopian’ın birikiminin altını çizeceğiz. Yani, aslında, özgün bağımsız firmaların kişiliğinde sahibi, yapımcı ve prodüktörünün zihniyeti, nosyonu ve müziğe bakış tarzının belirleyiciliği tekrar ön plana çıkıyor. Ama bu özelliklere sahip her prodüktörün “zaman makinesine” kayıtlar düzeyinde bir yolculuk yapmadığı bilinir. Harold Hagopian bu noktada, geçmişle, köklerle kurduğu köprülerle de firmasını var eden bir isim. Firmada yer alan sanatçı ve toplulukların bazıları büyük ölçüde tanınan, bir kısmı ise Hagopian tarafından keşfedilen isimler. O da, her bağımsız prodüktör gibi, yeni isimlerin kendisine yollanan demolarını dinliyor. Etkilenince de hangi ülkedense, kentlerine gidip, konser veya klüp performanslarını dinliyor. Beğendiği ve kendi müzik vizyonuna soktuğu noktada ya bu müzisyen veya grubun ülkesinde kayıt yapıyor, ya da onları ABD’deki stüdyosuna konuk ediyor. Tanınmış olanlarınsa herhalde peşine takılıyor. Aslına uygun çalınan elektronik araçlar onun için çokça belirleyici. Bant kaydı veya taş plak kaydı da olsa, zedelenmeden yaratılmış müziklere, ne türden olursa olsun düşkünlüğü belirleyici. Dolayısıyla da kayıtların temizliği, sofistikeliği her şeyin önünde.
Traditional Crossroads’un onbir yıllık ömrü içinde, kuruluşu 1993, sayısı daha yüzü bulmayan, ama birbirinden orijinal müzikal karaktere sahip albümü yayımlandı. Programı ve müzik ufku devamlı değişen ve zenginleşen bu firmanın tavrını özümseyebilmek için, yaratıcısı Harold Hagopian’ı öncelikli olarak biraz daha ayrıntılı tanımakta yarar var. Daha önceki değinmelerimizden biraz daha öte. Evet, ailevi köklerini, Türk ve Ermeni müziği ve kültürüyle olan bağı ve udi babasını anımsatmıştık. Ama Harold Hagopian’ın kendisi de öncelikli bir müzisyen, bir kemancı olarak müzik ortamına adım atmış. O da çoğu Ermeni göçmen ailelerin çocuğu gibi California’nın Fresno şehrinde doğmuş. Fresno, 1915 olaylarından sonra ABD’ye göç eden Ermenilerin ağırlıklı yerleştiği bir yer. Çünkü burasının Anadolu’daki evlerini, yöreyi anımsattığını Hagopian büyüklerinden öğrenmiş. Erzurum’da çiftçilik yapan dedesi, burada da aynı işi yapıyormuş. Onun kuşağının Ermenileri kendi köylerinin, Erzurum’daki- şarkı ve danslarını Fresno’da da sürdürüyorlar. Ama, Hagopian’ın ayrıca Türk Musikisi ile de yoğun tanışıklığı olmuş. İstanbul ve İzmir merkezli gazino kültürünü tanımış. Herhalde bu tanışmada, bir ut virtüözü olan babasının katkısı çok fazla olsa gerek. Babası Richard Hagopian, ut çalmayı ABD’de öğreniyor. En çok da Udi Hrant’ın kayıtlarını dinleyerek. Osmanlı Sarayı’nın da kanunisi olan Garbis Bakirgian’da padişahlığın sona ermesi sürecinde California’ya, bu Ermeni ortamına yerleşip, burada ölmüş. Yani, söz konusu Ermeni göçmenler bölgesinde Türk Musikisi de hep varola gelmiş. Richard Hagopian da Türk Musikisi’ni Bakirgian’dan öğrenmiş. Bunun yanında, çok sık California’ya gelen Udi Hrant’tan da ut dersleri almış. Dolayısıyla Harold Hagopian’da bu müziği babasından tanımış, öğrenmiş. Ardındansa Türkiye gezilerinde, ona bilgiler ve dersler veren musikinin önemli müzisyenleriyle bir arada olmuş. Ancak, Harold Hagopian’ın müzikal kariyeri öncelikle Batı müziği kültür ve geleneğine yaslanıyor. Çocukluk yaşında keman çalmaya başlayan bu prodüktör, Türkçe bilmese de, enstrümanıyla ilk gençliğinde Türk müziği çalabiliyor. Ama, yoğunlaştığı, yetkinleştiği alan Klasik Batı Müziği oluyor. Bu serüveni ilk gençliğinde köydeki çiftliklerinde yaşamaya başlayan prodüktör, her gün saatler boyu çalışıp, plaklar dinleyip, keman ustalarının örneğin Jascha Heifetz dinleyip yetkinleşecek ve liseyi bitirdikten sonra New York’taki Juliard Müzik Okulu’na bursla başlayacaktır. Mezuniyetin ardındansa iki yıl Leonard Bernstein’in şefi olduğu Alman orkestrasında keman çalacak, ardındansa, ünlü RCA Victor firmasına bir kayıt prodüktörü olarak girecektir.
Traditional Crossroads, Harold Hagopian’ın RCA ailesi içinde kayıt prodüktörü olarak yaşadığı on yıllık deneyimin sonunda biçimlenir. Prodüktör, burada klasik müzik geleneğinin eski ustalarının kayıtlarını inceleyip temizleyerek CD’ye dönüşmesi sürecini üstlenmiş uzun yıllar. Yaklaşık bin CD projesinin üstünde çalışmış. Temizleyip CD’lere dönüştürdüğü bu kayıtlar arasında Jascha Heifetz, Arthur Rubinstein, Vladimir Horowitz, Enrico Caruso, Sergei Rachmaninoff gibi müzik dünyasının büyük devleri de varmış. Ancak yine bu deneyim içinde, Ortadoğu müzikleri de H. Hagopian için bir tutkuya dönüşmüş.
Bilindiği üzere, Milenium’a adım atılırken, özellikle 1980’li yılların sonlarıyla birlikte bu geleneksel kaynaklar, eskiye olan ilginin yoğunlaşmasının da etkisiyle olsa gerek, H. Hagopian, baştan beri değindiğimiz üzere, öncelikle Ortadoğu ile özellikle Türk ve Ermeni müziğinin kaynaklarının peşine düşecek; süreç içinde bu kültürel araştırmalar, farklı ülkelerin geleneksel ve etnik müzikleri, prodüktörün ilgi odağı olacaktır. Traditional Crossroads yoluyla önce bölgeler ve ülkeler, ardındansa kültürler ve kıtalararası bir yolculuğa başlar Hagopian. On yıl içinde etkili çok renkli ve çok kültürlü bir müzikler kataloğuna ulaşır. Ortadoğu’nun birbirinden önemli ustaları bu firmanın ailesi içine girerler. Aralarında birçok Türkiyeli müzisyen de yer alır. Bu açılım içinde firma, cazla, doğaçlamayla kendi geleneksel müzikleri arasında ilginç kaynaşımları kovalayan ustalara da kapısını aralar. Firmanın tam anlamıyla oturup kendi sound ve renklerinin şekillenmesinde, Hagopian’ın kayıt teknolojisindeki ustalığı ve birikiminin, sofistike bir kayıt mühendisi oluşunun önemli katkıları vardır. Ortadoğu’nun efsane isimleri, büyük Türkiyeli virtüözler yanında, adım adım Afganistan’dan Çin, Küba, İran, İrlanda, Hindistan’a kadar birçok farklı kültürlerin usta müzisyenlerini kendi geleneksel ve etnik müzikleriyle bu aile içinde bulmaya başlar müzik dünyası. Çok çeşitli, geleneksel Yahudi müzikleri, Balkan ülkelerinin sayısız virtüözü, İrlanda’nın yerel müzikleri firma ailesi içinde buluşmaya başlar. Afrika’ya da uzanarak, aynı perspektifte, özenli ve yeniliğe açık kayıtlarla inanılmaz bir çok kültürlü tablo oluştururlar. Arşiv serisiyse işin cabası. Tüm bu zenginlik, Traditional Crossroads’un da bir tür ‘World Music’ firması olduğu anlamına gelebilir. Ama, çoğu endüstriyel kimlikli firmaların World Music tavrıyla hiç alakası olmayan bir tavırdır sundukları. Sulandırılmamış, ticarileştirilmemiş, popüler algı ve duyarlılıklarla bağı olmayan bir çaba olduğu, ürünler düzeyinde hep ön plandadır. Örneğin bu firmanın kataloğunda ‘Belly Dance-Göbek Dansı’, veya Worldbeat Fusion gibi dans müziklerini ana eksen yapan veya çağdaş deneysel kaynaşış sound’larını kovalayan grup ve müzisyenlerin albümlerine de rastlanır. Ama, bu tür albümler de, firmanın tavrını, perspektifini ve dünyevi müzik tavrını zedelemeyen, günün duyarlılıklarıyla da bağlar kurabileceğimiz yapıtlar olabilmektedir. Kültürel karakteri, müzikte sofistikeliği hep ön planda olan yapıtlardır bunlar. Kendine özgü bir azınlık duyarlılığını da Hagopian’ın tam anlamıyla firmasına yansıttığı söylenebilir. 20. yy’ın birinci ve ikinci on yılında yapılmış Ermeni ve Türk müzisyenlerin kayıtlarını inanılmaz bir temizlikle günümüzün ruhuna, müzik algısına, tavrına taşımak ve bunu sevdirmek dünyanın en zor işidir ve firma bunu büyük ölçüde başarabilmiştir. Hem de daha on yılı yeni deviren kısacık geçmiş içinde. Ortaya çıkanın kendine has bir eklektik tavır olduğu açık. Folklorları ve etnik müziklerindeki çeşitliliğin kaçınılmaz sonucu bu eklektik tavır. Ama, kayıt özeni ve ustalığıyla, prodüktör, yine de kendine has bir sesi, sound tavrını birbirinden çok farklı albümlere yedirmeyi, hissettirmeyi başarmış. Ne geleneksel karakterli müzikler, ne de kaynaşıma yaslanan arayış sound’ları zedeleniyor. Yüksek standartlı kayıtlar güçlü bir biçimde eklektik olduğu kadar kapalı, içe dönük ses ve tınıları, melodileri de özenle su yüzüne çıkarıyor. Günümüzün, çağımızın metalik, mekanik duyarlılığına bir alternatifi haber veriyor albümlerin büyük çoğunluğu. Bunun yanında özgün notalar, tonlamadaki özen ve tabii ki CD kitapçıkları ya da kapaklarının içindeki biyografik bilgiler, ortaya çıkan CD’lerin kopmaz birer parçası oluyor. Özellikle Ortadoğulu sanatçıların prezente edilişinde seçilen parçalara kadar önemli bu ayrıntılar.
Traditional Crossroads’un önemli ve etkili yüzlerinden, kimliklerinden biri olan Archival Remasters dizisinden örneklere yönelelim şimdi. Bu bir kök arayışı. Eskiyi, geleneksel olanı yaşatmak, onun varoluşunu sürdürmek için tasarlanan bir nokta bu. Bu arşiv dizisinde, daha önce anımsattığımız gibi, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türkiye’si de özel bir yere sahip. Ermeni ve Türk virtüöz müzisyenlerin eski kayıtlarından derleme koleksiyonlara, müzikal kültürel kimlikli derleme kayıtlara rastlanıyor. Aynı durum, Ermeni etnik ve geleneksel müzikleri için de geçerli. Bu müziklerin, çağdaş müzisyenlerce özenli, geleneksel kimlikli kayıtları da var firmada. Ama, bu dizide baştan sona, özenle temizlenip CD’ye dönüşen yapıtlara rastlanıyor. Yani, Hagopian’ın zaten profesyonel geçmişi olan bu deneyimini, kendi firmasında tekrar hayata geçirmesi anlamına geliyor bu. Gerçi bu dizide Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetinin ustaları belirleyici. Ağırlıklı olarak da Ermeni asıllı virtüözler. Örneğin, Türk Musikisi geleneğinin büyük ustaları Tamburi Cemil Bey ve Udi Hrant’ın bu dizi içinde çıkmış üçer tane CD’leri yer almakta. Türk Musikisinin büyük virtüözü Yorgo Bacanos’un da tam maharetlerini sergileyen kayıtlarla bezeli bir albümü var. Hagopian’ın Türkiye ziyaretleri ve yoğun arşiv araştırmalarının sonucu ulaştığı bu kayıtların yanında özenle derlenmiş İstanbul 1925 ve İstanbul’un Hanımları adlı ilginç iki derlemenin de adı anılmalı. Şimdiye dek değindiğimiz bu albümlerin oldukça uzun yıllar önce copyright’ı alınarak Kalan Müzik tarafından yayımlandığını hatırlıyoruz. Ancak, Equinox firması, Traditional Crossroads’un distribütörlüğünü aldıktan sonra bu CD’ler ithal edilerek marketlerde yerini almıştı. İstanbul 1925, 1920’li yılların gramofon kayıtlarından seçilen şarkıların bir araya getirilmesi anlamına geliyor. Türk musikisi geleneğinin sayısız virtüöz ve şarkıcısının, yani Cumhuriyetin ilk dönemlerinde ‘kozmopolit’ olup Türk olmadığından dışlanmaya çalışılıp, ama geçen yıllar içinde Cumhuriyetin en önemli geleneksel ve popüler çizgisi olan bir müziğin, Cumhuriyetin kurulduğu yıllardaki tablosunu göstermek açısından büyülü bir derlemedir bu CD. İstanbul’un Hanımları’da hemen aynı karakterde, ama daha çok bu dönemlerin birbirinden önemli musiki şarkıcılarını kimlikleriyle bir araya getiren, inanılmaz etkili bir koleksiyondur. Tabii ki bu albüm, Crossroads firmasınca Women Of Istanbul adıyla yayımlanacaktır. Bu arşiv serisinde, tamamen Ermenistan ve Ermeni geleneksel müziği arşivlerinden derlenip hazırlanan iki CD yer almaktadır. Bunlardan ilki Drinking Horns And Gramophones adını taşır. Ermenistan Cumhuriyeti’nden alınan, derlenen 1902-1914 arası özel Ermeni geleneksel müziği kayıtlarıdır. Bu dizide bir de Voice Of Komitas adlı bir arşiv kaydı vardır. Ermeni ünlü kompozitör Komitas Vartapet’in sound’u tüm şaşırtıcılığıyla, inanılmaz temiz biçimde günümüze taşınır. Arşiv dizisinde, bir de Ballinasloe Fair adlı bir albüm yayınlanır ki, bu CD’de, Amerika’da yaşayan İrlandalıların geleneksel müziklerinin eski kayıtları bir araya getirilmiştir. Bu arşiv dizisinde aslında çok az sayıda albüm bulunmakta, ama her biri orijinalitesi noktasında gerçekten çok değerli albümler.
Firmanın, en önemli yapımlarından birinin Türk Musikisi olduğunu söylemiştik. Arşiv serisi içindeki yapıtların dışında da yeni ve etkili albümlerle karşılaşılıyor. Türkiye’nin kültürel renkliliğini, zenginliğini ve bunun müzikle dışavurumunu ifadelendiren albümler var Türkiyeliler dizisi içinde. Az önce değindiğimiz arşiv serisi içinde tasarlanıp yayımlanmış Tamburi Cemil Bey ve Udi Hrant kayıtları ile bu dizinin yanında yer alan Istanbul 1925 ve Women of Istanbul’un dışında yaşayan Türkiyeli birbirinden önemli müzisyenleri etkili projeler içinde bulduk. Hagopian’ın özel araştırmaları, birikimi ve birtakım tavsiyeler sonucu ortaya çıkan çalışmalar bunlar. Bu yeni kayıtlardan bir tanesi ise çok önemli bir ödüle layık bulunuyor. Anılmaya değer bu ilk albüm, yaşayan en önemli kanun virtüözlerinden Göksel Kartal’ın The Art of Taksim’i. çaldığı taksim ve saz semailerinde Kartal’a darbukasıyla Seydo Salifoski eşlik etmişti. Yorumlardaki saflık ve yetkinlik kadar kayıttaki kusursuzluk albümü hemen odak noktası yapmış; Plak Distribütörleri Ulusal Birliği tarafından ‘En İyi Telli Enstrüman Kaydı’ ödülüne layık görülmüştü. Geleneksel Türk Musikisi’nin dünya müzik sektörüne özenli bir tanıtımıydı bu. Hagopian birkaç yıl önce İstanbul’daki arşiv araştırmacılarından, Türk Musikisi geleneğinin bir başka önemli figürü Tatyos Efendi’nin Osmanlı dönemi kompozisyonlarını bulup, Kudsi Erguner’le bu kompozisyonları merkez yapıp bir sözleşmeye ulaşıp, ortaya Erguner Ensemble”ın çaldığı Tatyos Efendi kompozisyonlarını çıkardı. İki CD olarak hazırlanan bu yapıtlar birer canlı kayıttı ve bu eski klasikler, özü zedelenmeden Traditional Crossroads yoluyla tekrar gün ışığına çıkmıştı. Türkiye ve Osmanlı kaynaklı bu dizinin bir başka önemli kaydıysa, Harold Hagopian’ın virtüöz babası Richard Hagopian’ın, bugün yurt dışında yaşayan önemli müzisyenimiz Ömer Faruk Tekbilek’le yaptığı albümdü. Gypsy Fire’a bu Türk ve Ermeni müzisyenlerin yanında Roman sanatçılar da katılmıştı. Grammy ödüllerine aday bile olan bu albüm kültürlerin, kimliklerin bir tür ‘dans müziği’ ve ritimleri içinde bir buluşmayı sağlamalarıydı. Türkiyeli Romanların müziğini ana eksen alan, etkili iki albüm daha yayımlandı bu firmadan. Bunlardan biri ‘Sulukule-Rom Music Of Istanbul’ adını taşıyordu. Romanların eğlence kültürü, İstanbul’daki biçimlenişinin en iyi göstergesini temsil ediyordu. Bir başka yapıtsa, yine bir Roman klarnet virtüözü olan Selim Sesler’in The Road To Kesan-Turkish Rom and Regional Music Of Thrace albümüydü. Burada, Keşan merkezli Trakya Romanlarının müziğinin yanında, bu coğrafyanın bu iklimin diğer geleneksel karakterli müzikleri Sesler ve ekibi tarafından yorumlanmıştı. Bunların yanında, Özel Türkbaş’ın da konuk olduğu Alla- Turce ve How To Make Your Husband a Sultan adlı iki albüm daha yayınlandı. Alla Turce 1960’ların, gece hayatının en enerjik, dinamik olarak yaşandığı bu dönemin müziğini, eğlence kültürünü müzikle yansıtıyor. O dönemin dans müziğinin bir panoraması bu çalışma. Dansçı Özel Türkbaş’ın yanında bu albümde büyük ney ustası Aka Gündüz Kutbay’a da rastlanıyor. How to Make Your Husband a Sultan’da da yine İstanbul’un gece hayatının, eğlence müziğinin büyük ustaları yer alıyor. Örneğin Türkiyeli Roman klarnet virtüözü Mustafa Kandıralı’nın yanında, 20. yy’ın birçok virtüözü bu dans eksenli CD’de yer alıyor. İstanbul kültürünün eğlenceye yaslanan, popüler ustalarının bu müziğe katkılarını ve popülaritelerini gözlemlemek, 1960’ların ruhunu kavramak için çok önemli bir CD bu.
Roman müziğiyle Türk Musikisi arasındaki ilişkiyi özenle kuran, kendine özgü bir fusion tavrı olan, son yılların Türkiye’deki oldukça popüler grubu Laço Tayfa’nın da bir albümü Traditional Crossroads’dan çıkmıştı. Çiftetelli adlı bu albüm, eğlencenin, coşkunun, tutku müziğinin öne çıkışı noktasında Romanların yoğun katkısını da işaretliyor. Bu dizinin anımsatmaya değer son önemli projesiyse Lalezar - Music of the Sultans, Sufis, and Seraglio adını taşıyor. Bu konsept, adından anlaşıldığı üzere Sultanlar, Sufiler ve Saray / Harem Müziğini kapsıyor. Bunlardan biri olan Sultan Composers’da, şarkılar bestelemiş sultanların şarkıları bir araya getirilip yorumlanıyor. Music of the Dancing Boys Vol 2 ise Sufi’lerin sema ayinleri ve beraberinde dönerek yaptıkları müziği kapsıyor. Ayin eşliğinde dönerek dans eden Mevlevilerin musikisidir çalınan. Bu konseptin 3. bölümü olan Minority Composers ise azınlık bestecilerin bestelerini kapsıyor. Sonuncu CD ise Ottoman Suite adını taşıyor. Yani, bir Osmanlı süiti çalınan. Görüldüğü gibi Osmanlı’nın kültürel müzikal kaynakları baz alınarak ve zedelenmeden tekrar günümüz ruhuna yansıtılmaya çalışılıyor bu CD’lerde. Aslında, her biri müzikal ve kültürel bazda incelenmeye, sorgulanmaya değer çalışmalar. Ama, bu yazının konseptini aştığından yalnızca küçük değinilerle geçiyoruz.
Görüldüğü gibi, firmanın Türkiye merkezli albümlerine bakıldığında aslında günümüz popülerlik duygusuyla ya da ticari World Music endüstrisinin sound’uyla gerçek anlamda pek örtüşmeyen yapıtlar olduğu kolayca söylenebilir. Güçlü bağımsız firmaların kültüre, ticaretten daha çok önem verişinin işaretleriyle doludur bu koleksiyon. Harold Hagopian, aynı tavrı Ermenistan ve Ermeni müzisyenler içinde bir dizi şeklinde hayata geçirmiştir. Gerçi Ermeni müzisyenler baz alınınca, Osmanlı ve Türkiye eksenli Tatyos Efendi, Udi Hrant gibi isimler de bu dizi içinde düşünülebilir. Ama, biz burada, Ermenistan veya ABD’de yaşayıp bu müzik geleneğini sürdüren ve bu firma ailesi içinde yer alan isimleri kısacık anımsatmalarla gündeme getirmek istedik. Örneğin, binbeşşyüz yıllık bir geçmişi olan otantik Ermeni enstrümanı dudukun efsane ismi Djivan Gasparyan’ın Crossroads’dan yayınlanan iki önemli albümü vardır. Firmanın dünyaca tanınmasında ciddi katkıları olmuştur bu çalışmaların. Çünkü, Gasparyan’ı Doğu dünyası tanısa da, Batı’nın neredeyse ancak 1980’lerin sonunda Peter Gabriel’in The Last Temptation Of Christ adlı film için yaptığı Passion adlı soundtrack albümüyle tanıdığı duduku, adım adım dünyaca tanınır hale sokmuştu Gasparyan. Gasparyan’ın Apricots from Eden ve Ask Me No Questions albümleri, özellikle de ilk albüm, Ermeni geleneksel müziğinin, dudukun ruhani, kuşatıcı etkisini sergilemek ve bu ustanın virtüözitesini yansıtması açısından büyülü bir çalışma. Gasparyan’ın yanında, Ermenistan’ın bir başka duduk virtüözü olan Gevorg Dabaghyan’ın Masterworks For Armenian Duduks albümündeyse, duduk tarihi içinde sanki bu enstrümanla panoramasını çiziyor. Kayıtlar ve yorumların ne denli ‘modern’ bir kimlikte olduğunu tespit etsek de, albüm dudukun ruhunu, tınılarını yarattığı hüznü tüm hakikiliğiyle dinleyenine taşıyor. Duduğa kültürel düzeyde bir sahip çıkış bu çalışma. Gevorg Dabaghyan’ı anarken, Ermenistan müziği merkezli bu dizinin etkili bir topluluğunu da anımsatmak gerek: Shoghaken Ensemble. Gevorg Dabaghyan’ın temel müzisyeni olduğu bu topluluğun Traditional Dances of Armenia ve Armenia Anthology adlı iki nefis albümü Traditional Crossroads bünyesinde yayımlandı. Ermenilerin halk müziklerini, dans müziklerini ve geleneksel müziğini zedelenmemiş biçimiyle ama o denli çağdaş bir ruhla tanımak, izlemek ve en önemlisi bu müziğin, Anadolu ve Türk müzikleriyle olan etkili akrabalığını, kardeşliğini bir kez daha keşfetmek açısından gerçekten önemli çalışmalar bunlar. Ermeni dünyasının en büyük seslerinden olan Hasmik Harutyunyan’ın Armenian Lullabies adlı albümünde de bu ünlü kadın şarkıcıya The Shoghaken Ensemble eşlik etmişti. Adından anlaşıldığı üzere Harutyunyan Ermeni halkının ninnilerini ya da ninniyi anımsatan şarkılarını yorumluyor. Ermeni müziğinin en köklü ve en zengin bu kaynaklarını şarkıcı yeniden diriltme, var etme çabasında. Bu albümde, şarkıcının akapella şarkılarını da dinleme olanağı bulunuyor. Yine, kültürel mirasa müzikal boyutta bir sahip çıkışın işareti bu çalışmanın, araştırmacı bir kimliğe yaslandığı söylenebilir. Ermeni müziğini merkez yapan bu dizinin, söz konusu firma içinde çıkan en önemli üç albümü, Harold’un başta andığımız ut virtüözü babasının üç yapıtı. Ancak, bilindiği üzere Amerika’da büyüyüp yetişen ve yaşayan bir Ermeni sanatçının Kef Time- Keyif Zamanı serisinde dört albümüyle karşılaşılıyor. Sanki göçmen Ermenilerin coğrafyalarında yaşatma ve yeniden şekillendirme çabasında oldukları müziklerini su yüzüne çıkartan, yine kültürel karakterli örnekler bunlar. Kef Time Detroit bu kayıtların en çekici örneklerinden.
Traditional Crossroads’un bu Ermeni müzisyenlerden oluşan dizisinde, Vache Sharafyan’ın On the Fortieth Day ve çeşitli sanatçıların bir araya getirilip derlendiği Various Artists- Armenians On 8th Avenue albümlerini anımsatmak gerek. Ermeni müzisyen ve grupların oluşturduğu dizim içinde anmak istediğimiz son çalışmaysa Ara Dinkjian ve grubu Night Ark’ın Treasures albümü. Bu çalışma aslında çok farklı. Firmanın Worldbeat Fusion adını verdiği dizisi içinde bulunan bu çalışma, aslında Night Ark grubunun uzun yıllar önce çıkan ilk iki albümünün tekrar bir araya getirilip bu firma içinden tekrar yayımlanması. Hepsi ABD’de yaşayan, ama kökleri Anadolu ve İstanbul olan, caz ve World Music dünyasında da tanınan dört Ermeni sanatçının cazı ve doğaçlamayı algılayışını yansıtıyor. Anadolu Ermenilerinin müzikleri temel eksen alsa da, bu müziği apayrı müzik tarzlarıyla kaynaştırıp özel bir kimliğe dönüştüren, modern kimlikli bir kadro bu. Türk müziği ortamında da tanınan Udi Dinkjian’ın yanında Arto Tunçboyacıyan da bu grubun yaratıcı, çekirdek üyesi. Kendi çizgilerinde dünyaca tanınan sound’larında cazla da akrabalıkları olan ilginç bir proje bu. Firmaya sanki yeni bir açılım da kazandırıyor bu albüm.
Ortadoğu, bilindiği gibi çok geniş bir coğrafya. Sınırların nasıl, hangi yaptırım ve gizli politikalarla şekillendiği bilinir. Ama, köklü her kültür bu coğrafyada kendine has geleneksel müzikleri, enstrümanlarıyla varoluşlarını sürdürürler. Bu coğrafyanın en köklü medeniyetlerinden biri olan İran’ın da sayısı az da olsa birkaç önemli ustasının büyülü albümleri yayımlandı Traditional Crossroads’da. İran’ın yaşayan en önemli kemençe virtüözü Kayhan Kalhor, aynı zamanda bu firmanın dünyaca en çok tanınan sanatçılarından. Kalhor’un bu aile içinde çıkan Scattering Stars Like Dust adlı etkili bir albümü var. Bu çalışmada, tombak çalan Pejman Hadadi ile birlikte, etkili, mistik bir kemençe şöleni sunuyor dinleyene. Ülkesi İran’ın folklorik ve klasik kaynaklarına yaslansa da, sanatçının kendine has stili ve farklı becerileri, modern müzik algısına da yeni ufuklar kazandırıyor. Prodüksiyonu yapan Harold Hagopian’ın katkıları dikkat çekici. Kemençeci Kayhan Kalhor’un, bir de İran’ın efsane şarkıcılarından Mohammad Reza Shajarian ile hazırladığı bir düo çalışması var. Night Silence Desert’e geniş bir müzisyen topluluğu eşlik ediyor. Pers Klasik Müziği’nin Tahran merkezli büyük ustaları bunlar. Horasan’ın Güneydoğusunun ıssız, giz yüklü ve acı kokan dünyasını albüme taşırlarken, modern müzikal modlarla, eski, geleneksel modları buluşturup büyülü bir sound’a döndürüyorlar. Ortadoğu’nun has duyarlılığı, İran’ın medeniyet kökleri ve yaşanan acılar taşınmış sanki bu albüm ve şarkılarına. Shajarian’ın vokalinin bu duygu yükünde payı büyük. Bu kültürün şiirsel şiir yüklü dünyası da albüme taşınmış. Bu albümlerin çekici yanı hakim, popüler duyarlılıklardan özenle uzak duran, müzikte haslığı ve sofistikeliği simgeleyen ve bu coğrafyaların yarattığı hüznü tüm koyuluğuyla, özüne sadık biçimde yansıtan etkili, kuşatıcı çalışmalar olması. İlkel olanla, modern olan ses ve tınılar zedelenmeden bir sound’a dönüşüyor.
İran merkezli albümlerden bir başkası, İran’daki Kürt familyasının büyük santur ustası Ardavan Kamkar’ın Over The Wind albümü. Hagopian’ın kayıtlarını Tahran’da yaptığı Kamkar’ın solo albümü bir tür santur şöleni. Pers kökenli makam müziğine çok özel bir lezzet taşıyan virtüözün bu albümünü dinlerken, bu coğrafyada yaşayan Kürtlerin müzik dünyasını özümsemek açısından etkili, mistik esinli bir çalışma bu. Ortadoğu’nun bu büyülü enstrümanı santura ilgi gösterenler için inanılmaz çekici bir örnek. İran’ın klasik musikisini tanımak, keşfetmek noktasında oldukça çekici bir albüm daha yayımlanmıştı bu firmadan: Dastgah – e Nava. Nava, bilindiği üzere bir geleneksel sanat müziği. İran’ın modal sistemi, Dastgah sistemine yaslanır. Elimizdeki CD, bir anlamda bu müzik sistemini örnekleriyle sergiliyor. Bu Dastgah Nava albümü, değindiğimiz makam müziğini merak edenler için özenli bir tanıtım çalışması niteliğinde. İran merkezli, değindiğimiz albümlerin hemen tümü, İran’ın müzikal çeşitliliğinin, renkliliğinin göstergeleri. Bu arada, Ortadoğu ülkeleri arasındaki kültürel, dinsel ve dilsel ortaklıkların müziklerde, özellikle de makam müziklerinde inanılmaz ortak hissiyatları beraberinde ürettiğini de bir kez daha keşfediyoruz. Bu firmadaki CD’lerin en çekici yanıysa, bu müziklere, özlerine sadık sound’lara, yorumlara, deneyimlere kapı açması. İran’ın kültürel müzikal haritasını oluşturmakta önemli ipuçları veren, özgün çalışmalar bunlar.
Traditional Crossroads’un yayım ve yapım politikasında Yahudi müziklerinin özel bir yeri, önemi var. Kökleri Ortadoğu gibi algılansa da, bilindiği üzere dünyanın dört bir yanında yaşayan Yahudilerin yaptığı çok çeşitli müzikal folklorik serüvenler var. Bu özellikler gözetilerek, bu aşamada firma Yahudi müziklerini, kendi yayımladığı albümleri baz alarak üç ana başlıkta toplamış. Bunlar Ortadoğu’daki Yahudi müziklerinin yanında, dünyanın dört bir yanındaki Yahudilerin ürettiği Klezmer müziği ve Yiddish dilinde yapılan müzik ve söylenen şarkılar. Bu tarzlarda Crossroads’da sayısı onu aşan albüm yer almakta. Bunların arasında Bulgar Klezmerleri özel bir öneme sahip. Flying Bulgar Klezmer Band adlı nefis bir orkestranın birbirinden etkili dört CD’si bu dizi içinde yayımlandı. Has bir biçimde kendi müzikal kültürel köklerini, Klezmer’in özünü hiç zedelemeden kendine özgü bir sound’a dönüştüren; hüzünle coşkuyu bir arada yaşatan etkili bir grup olduğu söylenebilir. Bu dizide çıkan bir başka çalışma Adrienne Cooper and Zalmen Mlotek’in Ghetto Tango: Wartime Yiddish Theater’i. Adından da çağrıştıracağı gibi, bu albüm 2. Dünya savaşı döneminde Polonya Yahudilerinin tiyatro müzikleri. O yıllarda, Yahudilerin bu coğrafyalarda yaşadığı acılarla, sanata, müziğe, şarkıya olan tutkulu bağlarını yansıtan etkili şarkılarla bezeli bir albüm bu. Evet, buralarda, gettolar halinde yaşayan Yahudilerin tango ağırlıklı dans müziği ve şarkılarıyla baş başa kalınıyor. Kültürel olduğu kadar, tarihsel göndermeleri de olan etkili bir albüm bu. Klezmer müziğinin sembol enstrümanı olan Klarnet’in tutkulu anlatımcılığını en iyi yansıtan iki çalışma ise Margot Leverett’e ait. Bunlardan ilki, The Art Of Klezmer Clarinet adını taşıyor. Bu enstrümanın yarattığı duygu ve Klezmer sanatçının has incelikleriyle bezeli bir albüm bu. Diğer albümde, Leverett, Klezmer Mountain Boys’la birlikte stüdyoya girmiş. Müzisyenler, Klezmer ve bluegrass tarzlarının müzikal ruhunun, inceliklerinin keşfinin peşine takılmış gözüküyorlar. Doğu Avrupa klezmerinin esinlerinin yanında yeni keşifler, sesler ve melodilerinin izini sürüyorlar. Neşe ve hüzün yine içiçe. Ama, kendine özgü bir humor duygusunu yarattıkları melankolik duygularla buluşturmuşlar. Bu dizinin en çekici özelliği, klezmer müziği ağırlıkta da olsa, dünya Yahudilerinin yaşamlarını, eğlencelerini, acılarını, coşkularını tüm geçmişleriyle yaşatıyor olmaları. Birbirinden etkilenen şarkılar, melodiler, müzikal arayışlar var bu albümlerde. Yahudilerin müzikal köklerini, müzikal değişkenliklerini yansıtması açısından bu etkili dizide önemli iki üç albüm daha var.
Bulgar klezmerini gözler önüne seren albümlerin hemen ardından, Bulgaristanlı iki müzisyenin, bu firmadan çıkan dört albümünü anımsatmakta yarar var. Harold Hagopian’ın firması adına dünyaya sunduğu ve çok olumlu tepkiler alan sanatçılardan biri, saksofoncu Yuri Yunakov. Bulgaristan da yaşayan üç halkın, yani Bulgar, Türk ve Romanların müziklerinin, geleneklerinin, danslarının peşine düşen bir saksofoncu bu. Bu müzikleri kendi grup sound’u içinde çok özel bir caz tavrına, doğaçlama yetisine yedirip etkili, benzersiz bir sound şekillendiriyor albümlerde. Evet, bu saksofoncunun Crossroads firmasından çıkan üç albümü var. Bunlardan iki tanesi, Bulgaristan’daki düğün müziklerini ana eksen alıyor. Yüzyılların getirdiği bu geleneksel müzik kültürünün özünü zedelemeden, ama buna çağdaş bir vücut, bir kimlik kazandırarak. Grubun akordeoncusu Ivan Milev’in de müzikal melodik anlatımın şekillenmesinde önemli rolü var. Osmanlı içinde yüzyıllarca bir arada yaşayan halkların aslında duygu ortaklığını modern bir perspektifle gün ışığına çıkarıyor Yunakov. Düğün müziklerini merkez yapan iki albümün yanında, saksofoncunun bir de Roma Variations adlı, ilginç, özel varyasyonlarla yeniden yorumlanan Roman müziğinin canlı, caz esinli bir kuşatıcılığıyla karşılaşılıyor. Yine kültürel kökenli, geleneği zedelemeyen, ama ona yenilikçi renkler, motifler kazandıran çalışmalar bunlar. Traditional Crossroads ailesi içinde, çok önemli bir Bulgar caz müzisyeninin de albümü var: Theodosii Spassov. Evet, onun için bir cazcı ve doğaçlama ustası diyebiliriz. Ancak enstrümanı, yerel bir çalgı olan kaval. Dolayısıyla da, kendi kültürünün birtakım melodileri, folklorik kaynakları Spassov müziğinin kopmaz parçası. Firmanın World Music diye tanımlanmaya çalışılan sound’lar panoramasının dışında, Balkan cazına daha yakın bir tür folk caz örneği. Yani bir tür fusion. Firmanın çizgisinin dışında değil belki, ama biraz uzağında bir çalışma. Ama, Spassov’un üçlüsüyle yaptığı kaydın modern ve geleneksel olanı içiçe yaşattığı açık.
Bulgaristan merkezli müzisyenlerin çalışmalarının yanında, Doğu Avrupa’yı esas merkez alan iki ilginç çalışma daha var. Bunlardan ilki, Ukraynalı simbalom virtüözü Alexander Fedoriouk’un The Art of the Cimbalom albümü. Doğu Avrupa’nın özellikle de Romanya ve Macaristan’ın da içinde bulunduğu dans müziklerine, kökleri abartılmadan, özgün bir soundla, simbalom yoluyla yeni bir anlatım kazandırıyor. Bunun yanında, bir de Harmonia adlı grubun enstrümantal bir şöleni niteliğindeki Music of Eastern Europe adlı albümü var. Bu coğrafyanın zengin kültürel kaynakları yine Romanya, Macaristan ve bunların yanında Slovakya ve Batı Ukrayna’nın folklorlarına grup yeni, çağdaş bir kimlik kazandırıyor. Harmonia’nın çekici olan soundundaki güç, renk, ve parıltılar. Doğu Avrupa’nın müzikal portresini çizmesi açısından dinleyene inanılmaz ufuklar kazandıran bir çalışma bu.
Traditional Crossroads, görüldüğü gibi ortak, iklimlerin farklı folklorik ve etnik müzikleriyle, günümüz müzik vizyonu arasında köprüler kuruyor. İşin keyifli yanı, bu ‘bambaşka’ kültür ve müzikler düzenleme tavrı ve kaynakların tahrip edilmemesi, poplaştırılmaması noktasında da ortak eğilimin göstergesi. Aynı zamanda, gerçekten zaman makinesi içinde geziniliyor. Yüzyılların biriktirdiği müzikal kaynakları günümüzün enteresan ve özenli müzisyenlerince, yeniden çağdaş bir kimliğe taşınıyor. Aynı zamanda, bir arşiv serisiyle, neredeyse yüzyıl öncenin kayıtları korunup, yeni bir tavırla CD’leşip yeni kuşaklara iletiliyor. Bu firmanın yapısında Ortadoğu ve Doğu Avrupa gelenek ve etnisiteleri çokça belirleyici. Ancak, tanıtmaya çalıştığımız bu coğrafya ve kültürlerin temsilcilerine açık albümlerin dışında; yine Asya, Afrika ve Amerika kıtalarının bazı ülkelerindeki geleneksel müzikleri baz yapan, firmayı daha bir dünyevileştiren sayısı on civarında albüm daha var. Örneğin yine Asya kıtası içinde üç ülkenin müzikal auralarını, küçücük bir uçtan da olsa yakalayıp, dinleyene yeni vizyonlar kazandıran örneklere rastladık. Afghanistan Untouched bu albümlerden biri. Bir huzursuzluk, eşitsizlik ve savaş ülkesindeki insanların seslerini, ritimlerini, müziklerini küçücük de olsa tanıma, duyumsama imkanı bulduğumuz bu albüm, oryantalist Batı gözlüğüyle bakılmayan bir kaydın sonucu şekillenmiş. Çinli iki müzisyen, Yang Wei ve Betti Xiang’ın Song of Consonance albümündeyse, bu iki müzisyen Çin’in geleneksel müziğine yaslanarak geçmişleriyle günümüz duyarlılıkları arasında birer köprü kuruyorlar. Bunun için de, çağdaş Çin bestecilerine yaslanıyorlar. Sanatçılar bu birikimi yansıtırken geleneksel enstrümanları merkez yapıyorlar. Hint müziğini ana eksen alan iki albümle de karşılaştık. Bunlardan ilki India projesi, albümün adı World Library of Folk and Primitive Music adını taşıyor. Hindistan’ın folklorik ve ilkel müziklerini tanımak açısından önemli bir çalışma bu. Hindistan merkezli bir başka albümse, Ravi Shankar’ın ardından gelen ve bu büyük ustayla da çalmış konserlere çıkmış bir star virtüözü. Traditional Crossroads’dan çıkan albümü Raga: Rasa adını taşıyor. Hint Ragaları, bu müziğin renkleri, yarattığı ruh halleri, orijinal bir ritim algısı ve zengin bir üslup ve anlatım tarzıyla buluşuyor. Hint müziğinin etnik kaynaklarını yeni bir dile taşıma çabasında star ustası Kartik Seshadri. Afrika kıtasına geçildiğindeyse, bu firmanın söz konusu iklimlerde gezinen, etnik karakteri öne çıkan, biri Gambia’lı, diğeri Senegalli iki müzisyen için yayımladığı albümlere rastlıyoruz. Senegal’li kora virtüözü Morikeba Kouyate’nin Senegal müziğini geleneksel ve folklorik karakteriyle yansıttığı Music of Senegal albümünün yanında Gambia’lı Papa Susso’nun Sotuma Sere albümünün bir başka çekiciliği var. Sussa’da bir kora ustası. Gambia’nın Mandinka halkının geleneksel müziğini özenli bir yorum ve tavırla bu albüme taşımış. Kendine özgü bir lirizmi ve üslubu olan bu kora ustası, kendi bölgesinin duygularını, melodi ve ritim algısındaki karakteristik özellikleri albümüne inanılmaz biçimde taşımakta. Bu albümler kora’yı tanımak için de özel öneme sahip. Çünkü son yıllarda dünyada çokça yaygınlaşmakta. Orta Amerika’ya doğru çevrilirsek, Küba müziklerinin de iki albümle de olsa, firmanın World Music vizyonu içinde yer tutması önemli. Bu iki albüm arasında özellikle Tobacco Songs of Old Havana gerçekten çok enteresan kayıtlarla dolu. Tütün üretiminin en önemli merkezlerinden biri olan Küba’nın bir tütün şarkılarını otantik karakteri korunmuş haliyle dinlemek kadar etkili bir şey olamaz. Bunları bir tür işin, emeğin şarkıları gibi yorumlamak mümkün. Evet, eski Havana’nın bu yüzünü, yaşam biçimini yansıtan etkili bir çalışma. Kültürel yanı ağır basan son albüm olarak, Ballinasloe Fair’in Early Recordings of Irish Music in America’yı anımsatalım. Amerika’daki İrlanda kültürünün eski dönem kayıtlarını bir araya getirerek hazırlanan bu çalışma, bir kültürün müzikal mirasını tüm hakikiliğiyle su yüzüne çıkarma çabasını yansıtıyor. Kültürel bir sahip çıkış çabası da denilebilir firmanın bu albüm yayınına.
Görüldüğü üzere, Traditional Crossroads, on yılı henüz aşmış bir kısa zaman diliminde, azımsanamayan bir uğraşa imzasını atmış gözüküyor. Üretimleri, kolayca bu çabaya ara vermeyeceklerinin göstergesi. Evet, bir World Music firması olduğu zorlanarak söylenebilir. Ama, bunun dışına sarkan birtakım müzikal eğilimlerin temsilcileriyle de karşılaşılıyor. Ama belirleyici olan şu: Firma, müzik endüstrisinin kuşatıcı ve standartlara yaslanan popülerlik algısı ve tüketim zihniyetiyle örtüşmeyen bir yapım politikası güdüyor. Her albümün aynı kalitede, aynı özenli kayıt sonuçlarına ulaştığı tabii ki söylenemez. Ama, önemli olan müziği, melodileri, ritimleri zedelemeden, geleneksel veya etnik karakterlere kıyasıya sadık, ama elden geldiğince ortaya çıkan sound’ları günümüzün ruhu ve duyarlılığıyla buluşturan bir tavrı temel müzik politikasına dönüştürmesi. Hagopian, müzikte çok kültürlü bir tavrı enine boyuna geliştirirken, kendi bireysel kültürü ve kökleriyle de fazlasıyla ilgileniyor. Yani her önemli bağımsız firmada olduğu gibi, bu yapımcı kendi bireysel ufkunu prodüksiyonlarına, seçimlerine taşımış. Bu işe tutkuyla sarıldığı açık. Kayıt prodüksiyonu konusunda ki yetkinliği ve kültürlere duyduğu, biraz mesafeli saygısı ticari tavrının ön planda olmamasının en önemli göstergeleri. ‘Yenilik’ yapacağım diye, her kaynaşım arayışına yaslanmanın formül olmadığı açık, ama firmanın Worldbeat Fusion terimi içinde düşündüğü çalışmalar da var bu albümde. Dolayısıyla da, deneye, arayışa da açık bir firma izlenimi veriyor. Ama, bu türden her çabaya kapı aralamadığı açık. Akustik duyarlılıklar firma için her şeyin önünde. Müzikler, karakter ve nitelik açısından birbirinden çok farklı olsa da, ortak çok kültürlü bir yorum ve vizyonun da sonucu bir tavrın uzantısı olduğunu dinleyicilerine aktarıyor. Traditional Crossroads, bambaşka çizgi ve kültürleri temsil eden sound’lar dünyasını, kendi vizyonu içinde özel bir doğrultuya kanalize etmeyi başarmanın eşiğinde bizce. Bu özenle sürerse, özellikle Ortadoğu kültür ve müzikleri baz alınması belirleyici olmak üzere, dünyanın en önemli bağımsız firmalarından biri olmayı şimdiden başarıyor. Kültürel algılayış ve güttüğü müzik politikası açıkça her şeyin önünde. Çekici olan bir başka boyutlarıysa, tüm kültür ve müziklere aynı oran ve özenle, görece uzaktan bakmayı becermesi. Bunda Harold Hagopian’nın kişisel birikim, duyarlılık ve tavrının katkısı çok.

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik