Halit Suha Çelikkıran suhalit2@yahoo.co.uk

A.K. AKÇE KLASİK MÜZİK İÇİN

Henüz çok genç olan A.K. Müzik Yapım Organizasyon, saygın ve kaliteli albümleri piyasaya sokarak klasik müzik sektöründeki önemli bir açığı kapamanın yanısıra, Türkiye’nin Avrupa’daki klasik müzik temsilcisi olma yolunda ilerliyor.
Cesaret, özgüven, maceracı ruh, kendini yetiştirmişlik ile işine, müziğe ve dinleyiciye olan saygı-sevgiyle, ölü denebilecek kadar ümitsiz görülen bir sektörü yüceltmek amacıyla, Kerim Selçuk ve Ayşenur Küçüköncü tarafından kurulan A.K. Müzik Yapım Organizasyon şimdiden pek çok saygın yabancı firmanın dağıtımcılığını üstlenmiş durumda; Supraphon, Alia Vox, BIS, Lo Recordings, TDK- Mediactive (DVD), Opus Arte (DVD) sadece bir kaçı. Kurduğu ve beş yıl yöneticiliğini yaptığı Universal Klasik & Caz Müzik Departmanı’ndayken; sayısız önemli Türk müzisyenle çalışan Kerim Selçuk ve Ayşenur Küçüköncü ile projeleri, sektöre bakışları ve klasik müzik üzerine konuştuk.
Böyle bir organizasyon kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
Her ikimizde uzun süredir müzik sektöründeyiz. Dolayısıyla bu süreçte çok çeşitli deneyimler edindik. Pek çok dersler çıkarabileceğimiz durumlara tanıklık edip, tespitler yapabilme şansımız oldu. Büyük, uluslararası firmalarda çalışıyorsun, elinde inanılmaz olanaklar var, ama güzel projeler yapabilmek ve bu olanakları kullanabilmek için konunun “A”sından haberi olmayan genel müdürlerden onay almaya çalışıp, uğraşıp elin boş dönmek durumundasın. Şevkin kırılıyor, moralin bozuluyor, en kötüsü de çok inandığın bir işi başka birileri yüzünden yapamamış oluyorsun. Sonuç olarak çalıştığımız firmadaki sorunlar bir tıkanma noktasına geldiğinde yıllardır hayallerini kurduğumuz bu yapıyı oluşturmak bizim için kaçınılmaz oldu. Bunca mücadele ve deneyimle beslenen hayalimizi gerçekleştirmek için ilk adımımızı da böylece atmış olduk.
Distribütörlüğün yanısıra, prodüktörlük de yapıyorsunuz. Türkiyede bu işin piyasası nasıl, zor iş değil mi?
Aslında prodüktörlük, dağıtım ve organizasyondan başka işimizin en önem verdiğimiz üç ayağından biri. Ancak çok önem vermemize rağmen maalesef çok öncelik veremiyoruz. Tahmin edebileceğin gibi sorun finansman sorunu. Prodüksüyon maliyetleri yüksek ancak dışarıdan sponsor desteğiyle zaman zaman bu sorunu aşabiliyoruz. Öte yandan Türkiye’deki klasik müzik dinleyicisinin tüketim alışkanlıkları da bu sorunun önemli bir parçası… Türkiye’de bu anlamda yapılacak o kadar çok şey var ki… Henüz sistemli hiçbir şey yapılmamış durumda. Prodüksiyonlara varana kadar daha neler var. Çağdaş Türk bestecilerinin eserlerinin notalarına bile ulaşmak başlı başına bir sorun. Bırak gerisini, herkesin bildiği Türk Beşleri’nin bile notaları kayıp bir yığın eseri bulunmakta ve olanlar da el yazması halinde duruyor. Kısaca zor iş bütün bunlar dediğin gibi. Ve Türkiye’de bu işin kendi piyasası olduğunu söylemek de imkansız. Olsun diye uğraşıyoruz, uğraşacağız. Eylemlerimiz sürecek!
Oldukça spesifik isim ve firmalarla çalısıyorsunuz. Bu kişilerin Türkiye piyasasına bakışı nasıl?
Bazıları bu konuda çok heyecanlı ve Türkiye’de çalışacak bir firma bulamadıklarından ya da bugüne kadar hiç talep almadıklarından yakınıyorlar. Bazılarıysa Türkiye’den bir firmanın dağıtım yapmak istemesini şaşkınlıkla karşılıyorlar. İkincisi çok az tabii. Çalıştığımız firmalarda muhatap olduğumuz insanların büyük çoğunluğu zaman içerisinde en az bir kere Türkiye’ye gelmişler ve Türkiye hakkında en azından bir fikirleri var. “Avrupa Birliği’ne ne zaman gireceksiniz sizce?” en popular soru. Onları asıl heyecanlandıran Türkiye piyasasının şu anki durumu değil, Türkiye’nin genç nüfusuna bağlı gelecekteki potansiyeli.
Klişe olacak ama bu ülkede klasik müzik albümü satılıyor mu? Siparişleriniz ne derece etkiliyor?
Hep bunu söylüyoruz aslına bakarsak. Evet, zor iş. Akıl işi değil dışarıdan bakıldığı zaman. Müzik sektörünün içinden de durumu çok farklı görmüyorlar. Bildiğin gibi Türkiye’de müzik sektörünün kalbi Unkapanı’ndadır ve orada şöyle derler: “Klasik müzik satmaz abi!”. Doğru… Göreceli olarak az satılan bir müzik türü ama kimse Türkiye’deki potansiyeli bilmiyor bir yandan. Universal Türkiye’de (ki o zaman Polygram’dı) çalışmaya başladığım zaman da aynı şeyi söylüyorlardı Unkapanı’nda. Ama Universal Türkiye’nin klasik müzik satışları bir yıl içinde iki değil üç değil tam altı kat arttı. Bu artış, herhangi bir ek çalışma yapılmadan sadece repertuar çalışmalarıyla elde edilmişti. Yani dinleyicilere iyi albümler sunduk onlar da aldılar. Hatta almakla kalmayıp; telefonumuzu adresimizi bulup teşekkür mesajları gönderdiler. Aslında konu ne biliyor musun, sektörde çalışanların klasik müzikle hatta bir kısımının genel olarak müzikle pek ilgisi yok. “Klasik müzik satmaz, abi” de en kolay kaçış yolu. Sektörde kimsenin bu konuda söyleyecek, konuşacak bir fikri ya da bilgisi yok.
Türkiye'de klasik müzikte bile bir tekelin olduğuna inanıyor musunuz?
Bu soruda akla ilk gelen ithal ürünlerin durumu. Yıllar boyunca Türkiye pazarında sadece üç büyük firmanın olması haklı olarak bir markalaşma yaratmıştır ki bu geçmiş yıllarda tüm dünya için geçerli bir durumdu. Oysa bu klasik müziğin doğasına çok uygun düşmez. Tabii ki büyük firmalar büyük paralarla en iyi sanatçıları bünyelerine alıp en gelişmiş teknolojilerle kayıt olanaklarına sahipler ve bu durum onları bir adım öne geçirmekte. Ancak söz konusu sanat olduğuna göre pek çok beğeni de söz konusu demektir. Ardında büyük sermaye gruplarının olmadığı nice orta ya da küçük ölçekli firmalarda sadece sanat adına çok değerli çalışmalar yapılmakta. Türkiye’nin klasik müzik severleri de gerek yazılı basın gerekse internet gibi kaynaklardan bu bilgilere ulaşıyorlar ve bu firmaların kayıtlarını edinmek istiyorlar. Türkiye’nin genç nüfusu her konuda olduğu gibi klasik müzik içinde ciddi bir potansiyel oluşturmakta. Önemli olan ticari kaygılar dışında onlara ulaşabilmek. Bizim klasik müzik sanatçılarımıza gelirsek, ne yazık ki Türkiye’deki müzik sektörü içinde ticari bulunmadıkları için hiçbir zaman hak ettikleri yeri edinemediler.
Türkiye’de yaşayan iki cesur (maceraperest !) olarak gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz hayaliniz?
Bu soruya işimizle ilgili cevap vereceğiz değil mi? Hayaller çok. Öte yandan tek işimiz klasik müzik değil bildiğin gibi. Müziğin her türünden kaliteli ve düzeyli yapımlar ortaya koymak istiyoruz ve bu anlamda çalışıyoruz. Ama iddialı olduğumuz konu özellikle klasik müzik. Türkiye’nin klasik müzik firması olmak istiyoruz. Aslında öyleyiz de… Çünkü Türkiye’de kimse spesifik olarak bu işle bu şekilde ilgilenmiyor. Amacımız sadece “satmak” değil aynı zamanda klasik müziğın tanınır ve sevilir olmasına katkıda bulunmak. Hayalimize gelince… Aslında hayal değil de hedef diyelim; zaman içinde tüm temel Türk çağdaş müziği repertuarını kaydedip Türkiye ve dünya müzik dinleyicisine sunmak ve bu bağlamda uluslararası platformlarda yer almak.
Kendi anlatımlarıyla, Kerim Selçuk ve Ayşenur Küçüköncü kimdir’in cevabı;
AYŞENUR KÜÇÜKÖNCÜ

Ankaralıyım. TED Ankara Koleji ve H.Ü. Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bölümü mezunuyum. Müzik, resim ve edebiyat tüm eğitim sürecime çeşitli biçimlerde eşlik etti. Önce bir temsilcilik firması, daha sonra tekstil sektörü ardından da benim için çok önemli bir nokta olan Dost Kitabevi. Görüşüme göre Türkiye’nin en nitelikli ve en nicelikli müzik ve kitap mağazasında yöneticilik yaparken hem tüm bilgi birikimimi ve becerimi ortaya koyma hem de Dost’tan iyi bir okul olarak yararlanma şansım oldu. İstanbul’a Universal’e “satış pazarlama koordinatörü” olarak geldiğimde sektörde gördüklerimse tam bir hayal kırıklığıydı. Ve ne yazık ki aradan geçen bunca yıla rağmen hala böyle düşünmekteyim.
KERİM SELÇUK
Konya’da doğdum büyüdüm. Üniversite için Ankara’ya gittim. H.Ü. Ekonomi Bölümü mezunuyum. Klasik müzik dinlemeye de üniversitede başladım. Dost Kitabevi’nde CD bölümünde çalıştım. Universal Klasik & Caz Müzik Departmanı’nı kurdum ve beş yıl yöneticiliğini yaptım. MIAM’da tonmeisterlik bölümüne bir buçuk yıl devam ettim ancak bitirmedim. Çalıştığım sanatçılar; Aydın Esen, Güher-Süher Pekinel, Kamran İnce, Gülsin Onay, Burhan Öçal, Kerem Görsev, Tuncay Yılmaz, Ertuğrul Sevsay, Yıldız İbrahimova, İlyas Mirzayev, Anjelika Akbar, Hakan Aysev, Hasan Yükselir.



 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik