Serdar Karabatı skarabati@bilgi.edu.tr

MALIA

Bugünlerde bir vokal devrimi yaşanıyor müzikte. Özellikle de pop, soul ve cazın kesiştiği yerlerde. Daha doğrusu, popun caza baktığı pencerelerde. Kimilerinin ‘zeki pop’ yakıştırması yaptığı stiller. Pek de haksız değiller; cazın kıvrımları her stili besleyecek kadar büyük bir dağarcığı barındırıyor çünkü. Malia bu değişimle birlikte son dönemde gündeme gelen isimler içinde dikkati özellikle hak edenlerden. Esin listesinde Billie Holiday, Sarah Vaughan, Ella Fitzgerald, Louis Armstrong ve Nina Simone’u ard arda sayan birini gözden kaçırmak kolay değil.
Konserleri henüz nispeten küçük bir kesimin ilgisinde olmasına karşın, Malia; Yellow Daffodils ve Echoes of Dreams isimli iki albümüyle ileride keşifte bulunacaklar için ilk elden ulaşır halde. Her iki albümde de André Manoukian’ın çok yönlü katkısı var. Manoukian, besteci, piyanist, aranjör, hatta kayıt masasının başındaki kişi olarak neredeyse tüm işleri çekip çevirmiş. Müzik piyasasında uzun sürelerdir çalışmakta olan Manoukian’ın kariyeri Malia’nın albümleriyle uluslararası anlamda ciddi bir çıkışa geçmiş olabilir.
Yellow Daffodils melankolik taraflarını bütünü bozmayan, sükunetli eğlence unsurlarıyla dengeleyen, başarılı bir yapım. Malia’nın farklı stil ve renkler arasında kolayca geçiş yapabileceğini gösteriyor, ancak albüm esasen caza yaslanan vurgularında derinlik kazanmış. Bu anlamda özellikle Purple Shoes’daki nefeslilere, bir balad olarak Moon Glows’a veya Erik Truffaz’ın ve ekibinin varlığına kayıtsız kalmak zor. Dikkati çeken bir nokta da Malia’nın söz yazarlığı. Sözler müzikle oluşturduğu organik bütünlükte daha da anlam kazanıyor; bunların arkasındaki ciddi emeği atlamamak gerek. Ancak, bazı parçaların sözlerinde yalnızca bir kesim dinleyicinin benimseyebileceği satırlar var : I believed in roses/ Stereo-typed romances /I was Cinderella in my dreams /Like Svengali has power, like a bee needs a flower/ You were like a drug to me. Sözlerin içeriği nedeniyle zaman zaman kadınlara odaklı bir yapım gibi duruyor olsa da, müziğin özü albümde her şeyden ağır basıyor denebilir. Malia’nın müziğinin bu haliyle ilk dönemlerindeki Matt Bianco, az sayıdaki parlak anlarındaki Gino Vannelli ve bir dönemki Sade gibi isimlerin sofistike ve şık popüler çizgisinin günümüzdeki bir tezahürü olarak çok değerli bir başka yanı da var.
İlkinin üzerinden uzun zaman geçmeden yayınlanmış olması nedeniyle, Echoes of Dreams bir devam albümü olarak algılanmaya müsait bir görüntü veriyor. Ancak, bu yeni kayıt Yellow Daffodils’in esprisinden uzaklaşmış, kolayca başka bir kategoriye yuvarlanabilecek bir iş olmuş. Örneğin, ilk albüm nu-soul olarak adlandırılacak ise, ikinci albümün çizgisini alternatif pop benzeri bir tanımlama tarif edecektir. Bu farkı yaratan en önemli unsur, yumuşak bir rock havasının ilk albümdeki caz dokusunun yerini almış olması. Yüzeydeki bu rock örtüsü birkaç parçada country tınılarına kadar uzanabiliyor. İlk albümü sevenlerin diğerini beğenmeyecek olması pek ihtimal dahilinde olmasa da, Yellow Daffodils taraftarının Echoes of Dream’deki farklara bakarak Malia ile ilgili beklentilerinde bir parça değişiklik yapma ihtimallerinin olduğu tahmin edilebilir.



 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik