Onur Karagöz onurkaragoz1@gmail.com

‘BLUE LIGHT TIL DAWN ’ CASSANDRA WILSON

Nina Simone’dan sonra caz dünyasına katılan 2. karanlık ses Memphis’li Cassandra Wilson. Müzikal köklerini ‘Delta blues’ ve gençliğinde duyduğu pop müziğin üstüne eken Wilson’un kariyeri 80’li yıllarda sıkı bir geleneksel caz şarkıcısı olarak başlamıştır. Daha sonra ise; Steve Coleman’ın öncülüğünde kurulan ve free-funk, jazz-funk hissiyatlarında deneysel bir hareket olan M-Base oluşumuna katılmıştır.
90’ların başında Cassandra Wilson’ gelenekselden uzaklaşarak klasik caz standartlarını kendi jenerasyonunun pop müziği tadında yorumlamaya başlamıştır. Bu gelişim sürecinde bu sound ile birlikte öncü, çığır açan bir caz vokalisti olmuştur...
 Cassandra Wilson’un yukarıda bahsettiğim sound’daki ilk albümü “Blue Light Til’ Dawn”, sanatçının Blue Note’dan çıkan ilk albümü olama özelliğini de taşıyor.1993 yılında çıkan albümün prodüktörlüğünü Craig Street üstlenmiş. Cassandra Wilson bu albümde Van Morrison, Joni Mitchell, Ann Peebles şarkılarını yorumlayıp, bunlara bir de Delta blues’in babalarından Robert Johnson’un iki blues şarkısını da ekleyerek dinleyiciyi gerçekten de enteresan bir mod içerisine sokmak istemiş. Dinlediğinizde bunu başardığına sizde tanık olacaksınız.
Albüm ünlü “You Don’t Know What Love Is parçası ile açılıyor. Büyük tenor saksafon ustası John Coltrane’nin yorumundan sonra bu baladın en iyi yorumlarından biri olmaya aday belki de. Gerçekten de albüme ismini veren parça olmamasına rağmen tam da ismine yaraşır, -koyu mavi mood- da bir yorum. Bu müthiş açılışı bu sefer de Delta blues’un ustalarından Robert Johnson’un “Come on in my kitchen” isimli parçasının yorumu takip ediyor. Wilson, ciddi funky ama gizli bir groove eşliğinde hafiften yükseltiyor sizi. Bu gizli groove 3. parçada sizi birden Charles Brown’un “Tell me you’ll wait for me” isimli baladının kucağına bırakıveriyor. İnsana havada sallanma hissi veren bir yorum. Nefes almanızı sağlıyor. Nefes alın zira bir sonraki parçadaki devamlı motifler (ostinato), Afrika’dan gelen tüm sesler, groovelar... Şimdi sıra onlarda... İşte size “Children of the night”. Bu keyifli parçadan sonrada sanırım en iyisi tam da deltanın ortasından gelecek olan ağır bir blues olsa gerek diye düşünmeyin. Hemen gelsin. Yine bir Robert Johnson blues şarkısı olan “Hellhound on my trail”. Wilson’un size sıradaki sürprizi; Joni Mitchellin “Black Crow” isimli parçası. 6/4 Afrika klavyesi üstünde gayet modern bir armoni ve biçimsel olarak gelişiyor. Bu yeni bir yorum. “ Senkofa ” ile Cassandra Wilson bu kez bizi Memphis’de bir kliseye mi yoksa Afrika’da bir kabileye mi götürüyor diye düşünürken sizi Cyro Baptista alıyor ve Afrika’ya götürüyor tekrar ve tekrar. (Cyro Baptista’yı Miles Davis’in 70’lerde ‘Isle Of Wight’ festivalinde verdiği ünlü konserdeki geniş perküsyon set-up’una hakimiyeti ile hatırlayabiliriz.)
Wilson’un albümdeki kendine ait 2. parçası olan “Redbone” ile Afrika klavyesi üstünde son derece blues bir modda sallanmaya devam ediyorsunuz. Albümün başında olduğu gibi öyle bir balad ile karşılaşıyorsunuz ki şimdi; Van Morrison’un “Tupelo Honey” isimli parçasının bir yorumu bu. Wilson, parçaya büyük gitarcı Jimi Hendrix’in “Angel” isimli şarkısının sözlerini adapte etmiş. Albüme ismini veren “Blue Light Til Dawn”, Cassandra Wilson’un albümdeki kendi kompozisyonlarından sonuncusu. Mavi ışığı bulun ve altında şafağı bekleyin. Beklemek istemeyenler için şimdi son olarak albümün kapanış parçası var; “I can’t stand the rain”. Bu blues balad ile tatlı kapanışın tadına varabilirsiniz.
 “Blue Light Til Dawn”, gerçekten de çalan müzisyenlerin hepsinin kalplerinin en derininden gelen seslerle ortaya çıkmış bir albüm. Cassandra Wilson’un farklı emprovizasyon ustalığı müziği bir şiire benzetmenize sebep olacaktır. Rahatlatıcı, bazen sallanmanızı sağlayan ama genelde karanlık bir moodu olan bir şahaser bu albüm.   

Referanslar:
http://music.barnesandnoble.com/


 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik