Hilal BEYAZIT hilal29@hotmail.com

TÜRKİYE’DE MÜZIK EĞİTİMİNİN AMAÇSIZ GRAFİĞİ

Türkiye’de çok sesli müziğin yaygınlaşamaması, toplumda yeteri kadar ilgi görememesini batılı ülkelerle kıyasladığımızda, özellikle klasik müziğimizin kısmen bir kısırdöngü içerisinde bulunduğunu görüyoruz. Bunun nedenlerini sorguladığımız zaman karşımıza çıkan sonuç tamamen eğitim sistemimizde ki sosyal alan(lar) ve bireysel etkinlikleri geliştiren ve ruhsal değişimi destekleyen ders, aktivite gibi gerekli önemin gösterilmemesinden kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de yeterli düzeyde müzik eğitimi veriliyor mu?

Önce bu soruyu irdelemek gerek. İlköğretim okullarında müzik dersi haftada bir saat, yani kırk dakika. Liselerde ise haftada iki saat veriliyor, ne yazık ki resim, müzik ve beden eğitimi gibi dersler liseler de seçmeli ders olarak ders programlarındaki yerini alabiliyor (alamıyor) ancak ve eğer okulun müzik öğretmeni yoksa (ki, genellikle bulunmuyor) öğrenciler mecburen diğer dersleri seçmek zorunda bırakılıyor ya da bıraktırılıyor. Aynı uygulama özel okullar içinde geçerli, öğrenci müzik dersi almak istediğini belirttiğinde genellikle öğretmen olmadığı seçeneğiyle karşılaşıyor.

Özellikle güzel sanatlara ilgi küçük yaşlardan itibaren başlar ve devam eder. İyi bir müzisyen veya balerin olmak için çok küçük yaşlarda eğitilmek ve keşfedilmek önemlidir. Çocuğun hangi yönde istidadı varsa o yönde geliştirilmesi eğitimcilerin işidir. Ancak ülkemizde sınıf öğretmenleri müzik, resim gibi yeteneğe dayalı dersleri geçiştiriyorlar çünkü bu dersleri verebilecek gerekli donatıya maalesef sahip değiller. Eski sınıflandırması ile orta birinci sınıfa gelmiş bir öğrenci nota, porte, marş veya okul şarkısı bilmeden mezun oluyor.  Bildikleri ve dinledikleri tek müzik; gerek kültür gerekse sanat hayatımızı, anlayışımızı yozlaştıran televizyon ve radyolarda karşılaştığımız amaçsız melodiler. Ülkenin hal ve gidişinde, kültür ve sanat gelişiminde yeteri kadar ilerleme görülemiyorsa aşağı inişle tersine ilerleyen grafiğin en önemli suçluları olarak top yekûn Milli Eğitim camiası, eğitmenler, sanatkârlar ve ayrıca bu eğitim sistemini sorgulamayan bütün herkesin suçlu olduğunu söyleyebiliriz.

Oysa köklü bir devrim olan, Cumhuriyetin ilanı ile birlikte gerek eğitim gerekse sanatın her alanına gösterilen ilgi ve önem günümüzle kıyaslandığında insanı hayrete düşüren bir kayboluşun, ilgisizliğin ne denli ciddi boyutlara eriştiğini gözler önüne seriyor... Cumhuriyetin ilanından hemen sonra, yetenekli gençler müzik eğitimi almaları için Avrupa’ya gönderilirken müzik eğitimi almış eğitimcilerde okullarda müzik derslerini uygulamaya koyulmuşlardı...

Okullarda; etkili,  çoksesli müzik uygulamasına geçilmiş; halk arasında, opera, operet, çeşitli konser ve etkinliklerle müziğin yaygınlaştırılması amaçlanmış, besteci ve usta müzisyenler desteklenip, devlet tarafından korunmuştu...
Köy enstitüleri ve öğretmen okullarının kurulması, yalnızca eğitimin değil sanatında her alanda doruğa çıkmasını sağlayan, Cumhuriyetin köklü değişimlerinden birisiydi. Günümüze baktığımızda bilinçli ya da bilinçsizce kapatılan bu okulların gerekliliğinin, eğitimde yarattığı ciddiyet ve önemin ne üzücüdür ki, hala farkına varılamıyor. Bahsettiğimiz okullarda verilen müzik eğitimi yabana atılacak gibi değil, müzik dersinden herhangi bir enstrüman çalmadan hiç kimse okuldan mezun olamıyordu. O dönem müzik eğitimine verilen önem şimdiye dek verilmiş olsaydı, bugün müzik sanatında yaşamış olduğumuz sorunları yaşamıyor olabilirdik.

Müziği tanımayan, bilmeyen, herhangi bir enstrüman çalamayan eğitimcilerle, müzik odası olmayan, bir sırada üç öğrencinin oturduğu kırk – elli kişilik sınıflarda öğrencileri bu alanda ne kadar eğitebiliriz! Beyoğlu’na sadece on dakika uzaklıktaki okullarda eğitim gören öğrenciler Atatürk Kültür Merkezinin konser ve sanat merkezi olduğunu bile bilmiyorlar. Bundan daha da acı olanı opera veya klasik müzik hakkında şimdiye kadar tek bir kelimeyi bile duymadıklarıdır...

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik