Seda Ergül sedae@bilgi.edu.tr

ÜNİVERSİTEDE PERFORMANS EĞİTİMİ VERMEK MÜMKÜN MÜ?


Bilgiyle ilişki kurmanın üç aşaması olduğunu düşünelim: Bilgi edinme, bilgi üretme ve bilgi aktarma. Yaklaşımı ve konusundan bağımsız olarak eğitimin bu üç aşama etrafında örgütlenmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Bu yazıda üniversite ve performans eğitimini tartışacağımız ve sonunda performans eğitiminin üniversite eğitiminden farklı bir şekilde yapılanması gerektiğini iddia edeceğimiz için herbirinin bilgiyle kurdukları ilişkiyi gözden geçirmek bir başlangıç noktası olabilir.
Üniversite eğitiminin öncelikle yazı ile ilgili olduğunu düşünerek başlayabiliriz. Bilgi edinmede kullanılan kaynaklar yazılı kaynaklardır, bilgi aktarmanın aracı da yazıdır. Bu eğitim modeli, öğrenen kişinin öğrendiklerini yazı diline dönüştürebilmesini ve bu sebeple de yazı olarak düşünebilmesini merkeze koyar. Aktarılan bilgi kaynak olarak sisteme geri döner; akademik yazılar, konferans metinleri ve kitaplar olarak.
Her model gibi bu da içine kapanma ve hayattan kopma tehlikesi taşır. Bu risk gerçekleştiğinde sadece kitaplardan öğrenen ve ürettiği bilgiyi ancak yazı yoluyla aktarabilen kişilerle karşılaşırız. Akademisyen derken hoşlanmamazlık belirten, bir çeşit içerlemeyi ve biraz da kızgınlığı içeren o vurgu, bu kişilerin bizim yaşamakta olduğumuz hayatın dışında bir yerlerde kaybolduklarını ve dışarıda olmalarına rağmen içerisi ile ilgili konuşma hakkını hala kaybetmemiş olmalarına duyulan tepkidir belki de.
Yaşamın kendisine dönmeyen bilgi ile ilgimizi kesmek istediğimizde “okul için değil yaşam için öğrenmeliyiz” diyoruz. Bu bir çıkış noktası olabilir gerçekten de. Peki bu modelin bilgi ile ilişkisi nasıl örgütleniyor? Bir üniversite modeli olduğunu unutmadığımız için yazı ile olan ilişkinin kesilmediğini söyleyebiliriz ancak yazının merkezdeki iktidarını sarsmaya çalışan bir yapıdır bu. Bilgi edinme sürecindeki kaynakları çeşitlendirirken, üretim ve aktarma yollarını da çeşitlendirdiğinin de farkındadır. Bu çeşitlilik hayat için öğrenmenin neresine denk düşüyor peki? Çeşitlilik bilgiyi bir medyumdan diğerine transfer edebilme yetisini kazanmaya yardım eder. Hayatta karşılaşılabilecek problemleri çözebilmek için farklı bakış açılarına sahip olabilmemizi sağlar. Böylelikle herhangi bir kilidi açabilecek özel bilgiye sahip olmasak bile bildiklerimizden bir anahtar yapabiliriz belki de.
Şimdi şu sorunun cevabını düşünmemiz gerekiyor. Hayat için öğrenmeyi öneren bir model performans eğitimini de içeremez mi? Hayatta olup da yazıda olmayan nedir? Beden. Bu noktada şunu da eklemek gerekir ki beden ve dil üzerine yapılan çalışmalar, özellikle feminist çalışmalar, bedenin yazılı bir metin olduğunu söyler ki bu bedene bakarak tarihi çekişmeleri, cinsel kimlik üzerinde uygulanan sosyal ve kültürel politikaları okumak mümkündür. Ancak burada beden ve metin arasında kurulan yakın ilişki her birimizin sahip olduğu o tek bedenden kaynaklanmaz, hepimizde ortak olan genel bedenden hareket ederek özel örnekleri yorumlamayı amaçlar.
Performans eğitiminin ise tam da bu özel / kişisel bedenle ilişkili olduğunu düşünecek olursak neden yazının merkeze konduğu bir sistemde ifade edilemeyeceğini kolaylıkla görebiliriz. Bu noktada bedenin merkezde olduğu bir bilginin nasıl bir bilgi olduğunu müzik performansı örneği üzerinde açıklamaya çalışacağım.
Performans eğitimi sadece zihin üzerinde değil kişinin bedeni üzerinde de şekillenmesi gereken bir eğitimdir. Bilginin edinilmesi bilginin beden üzerine taşınması ile mümkün olur. Bu durumda bilgi üretimi nerde duruyor? Hayal gücünü ve yaratıcılığı içeren üretim yine bedenin imkanları ile sınırlıdır: Duyabilmekle.
İçinde bulunduğumuz kültür görme üzerine kurulduğundan, duyabilmenin nasıl bir şey olduğunu görme üzerinden anlatmak  çok daha kolay aslında. Bundan, diyelim ki, on sene kadar önce bilgisayar teknolojisi bu kadar gelişmemişken bilgisayar ekranında gördüğümüz fotoğrafları düşünelim. Şimdikine göre daha az bilgi aktarılabildiği için bu fotoğraflardaki birimleri de seçebiliyorduk yani kutuları ki buna piksel deniyor bu teknolojide. Sonra aynı alana daha çok pixel sığdırmaya başladık ve bu da daha net görüntülere ulaşmamızı sağladı. Buna bilgisayar teknolojisinde çözünülürlüğün artması deniyor. Duymayı öğrenmek sessel bir alan düşünüldüğünde çözünülürlüğün artması olarak özetlenebilir. Duymayı öğrenen kişi sesleri ayırt edebilmeyi, seslerin birbirlerine uzaklıklarını ve şiddetlerini fark edebilmeyi öğrenir. Müzik performansında bilginin üretilebilme süreci ne kadar iyi duyulabildiği ile doğrudan ilgilidir, kişi ancak duyabildiği kadar hayal edebilir ve hayal edebildiğini aktarabilir.
Bilgi aktarımı esnasında ise bir enstrümanın yapmasını istediğiniz hareketleri zihinde duymak yeterli değildir. Bedeninizi kullanarak enstrümanından hayal ettiğiniz sesleri çıkarabilmeniz gerekir. Bedeninizi kulağınız kadar eğitmediyseniz duyabildiklerinizi aktarmanız mümkün olmaz. (Bu durumda tekrar yazıya dönmek mümkündür aslında. Müziğin yazıya, görsel olana çevrildiği bir alan da var. Sessel dünyaya ilişkin fikirler ürettikten sonra ya da fikirler zihninizde ses olarak belirdiğinde bunu yazılı bir alanda paylaşmak kompozisyondur. Ama bu şu anda konumuzun biraz dışında kalıyor.)
Performans eğitiminin merkezinde bedenin yer aldığını görmek o kadar da zor değil ancak bunun neden üniversite eğitiminden başka bir yapılanma gerektirdiğini iddia edebilmek için birkaç nokta daha eklemek gerekiyor. Üniversite eğitiminin merkezinde yazının ya da bilgi transferinin yer aldığını düşünüyoruz. Her iki durumda da bilgi aktarımı merkezden çevreye, genelden özele doğru yol alacaktır. Merkeze göre çeşitli uzaklıklarda ve düzlemlerde duran bireyler buradan gelen bilgiye göre dönüşeceklerdir.
Performans eğitiminin beden üzerinde şekillendiğini söyledik. Peki beden merkezde durabilir mi? Kavramsal olarak belki ancak bedenden bahsederken beden kavramına sıçramak somut olanı yine göz ardı etmemizi gerektiriyor. Beden üzerinde öğrenilen ve aktarılan bir bilgi ancak kişisel olabilir. Bu durumda bu bilgi merkezden çevreye doğru hareket etmez. Bu bilgi aktarımında metot olmadığı anlamına gelmemeli ancak metodun her kişi için tekrar yorumlanması ve değiştirilmesi gerekliliğini de unutmamak gerekir. Bu sebeple performans eğitiminin pratiğinde özel ders yer alır. Zira beden taklit ederek öğrenir.
Sonuç olarak performans eğitimi bedenin de eğitimi olduğu için zihinsel alanla ilgilenen üniversite eğitiminin yapılanmasında kendisine yer bulabilmesi kolay değildir. Pratikte karşılaşılan problemlerin yöntemlerden, uygulamalardan ya da tercihlerden kaynaklandığı yanılgısına düşmek her zaman mümkün. Ancak temeldeki bu farklılık, problemleri yöntemler, uygulamalar ya da tercihlerle ilgilenerek çözmeye çalışmanın iyi niyetli olsa da boşuna bir çaba olduğunu bize anlatmalı.

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik