| |
Can Ceylan can.ceylan@superonline.com
Küçükken hepimiz annemizin şu tepkisiyle karşılaşmışızdır: “Abur cuburla karnını doyurma; sonra yemek yemiyorsun.” Bu tepki bir annenin çocuğunun iyi beslenmesini istemesinden başka hiçbir sebepten kaynaklanmıyor. Sâdece çocukların değil, yetişkinlerin de zamanlı zamansız bir şeyler atıştırıp dengesiz ve düzensiz beslenmesinin mahsurları çoğumuz ve özellikle de kadınların mâlumu.
Gıda maddelerinin yararlı kullanılması zorunluluğundan yola çıktığımızda, ruhumuzun da benzer bir ihtiyaç içinde olduğunu unutmamalıyız.
Ruhumuzun beslenmesiyle ilgili şu meşhur sözü hepimiz biliriz: “Müzik ruhun gıdasıdır.” Bu sözden şu sonuca da varabiliriz; kulaklarımızın algıladığı bir şeyin ruhumuzun gıdası olabilmesi için “müzik” olması gerekir. Fakat yenilen her şeyin gıda özelliği taşımaması gibi, dinlenilen ve müzik (!) denilen her şeyin de ruhun gıdası olmadığı muhakkak.
Sözlü olsun sözsüz (enstrümantal) olsun bugün dinlediğimiz ya da bize “dayatırcasına dinlettirilen müziğin ruhumuzun gıdası olma konusunda yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Burada tartışmak istediğimiz konu kesinlikle müzik zevkinin farklılığı sebebiyle müziğin değişik, hatta birbiriyle örtüşmeyen yapılarda üretilmesi değildir. Her ruh, kendi yapısı içinde, kendine hitap eden müzik türüyle ilgilenir ve bu ilgi sürekli bir gelişim içindedir.
Ruh, özündeki ihtiyacı gidermek ve kendini geliştirmek için gerçek müziğe her zaman muhtaçtır. Bu, tıpkı vücudumuzun protein, karbonhidrat ve vitaminlere dengeli bir şekilde ihtiyaç duymasına benzer. Ne yazık ki, günümüzde “dayatılan” müzik, yenilebilir olduğu için gıda olarak algılansa da, abur cubur gibi besleyici olmaktan çok uzaktır.
Sözlerinde nefretin ifâde edildiği, belaların okunduğu, lanetlerin edildiği, hayata, aşka, sevgiye kahredildiği şarkıların bize mutluluk ve huzur getirmesini beklemek ve ritimlerinin hızlılığına kanıp bize enerji vereceklerini ummak beyhûde bir iyimserliktir. Evde yaramazlık yaptığı ya da yemek yerken yerinde dursun diye televizyon karşısına oturtulup müzik kanalı seyrettirilen çocukların zamanla nörolojik sorunlar yaşadığı, saldırganlaştığı, algılama ve öğrenme güçlüğü çektiği, iletişim zafiyetine düştüğü bilimsel olarak tespit edilmiştir. Bu tür, müzik görünümlü gürültülerin, amiyane tabirle “abur cubur müzik” diye adlandırılmasını fazla iddialı olmaz kanısındayız.
Japonya’da yapılan bir araştırmada görülmüştür ki, “Seni seviyorum”, “Teşekkür ederim”, “Bugün çok güzelsin”, “Bugün çok mutluyum” gibi olumlu anlam içeren ifadelerin yanında klasik ve halk müziğinin laboratuar ortamında dinletildiği sular, özel soğutucularda dondurulduğunda göze hoş gelen, kar kristallerine benzeyen şekiller oluştururken, “Kahretsin”, “Allah belanı versin”, “Senden nefret ediyorum”, “Seni öldüreceğim” gibi olumsuz anlamlar içeren ifadelerin dinletildiği sular, aynı işlem sonrasında şekilsiz, rahatsız edici, düzensiz kristaller meydana getirmiştir. ¾’ü sıvı olan insan vücudunun müzikten aynı şekilde etkilenmeyeceği de bilimin kabul edemeyeceği bir düşüncedir.
Bedenimiz gibi ruhumuzu da doyururken bilimin de öncülüğünde hangi tür müziklerin bize yararlı olduğu ve hangi müziklerin ruhu besleyen “gerçek müzik” olduğunu anlamamız, yaşadığımız çağda pek de zor olmasa gerek.
|
|