Emre Memecan ememecan@yahoo.com
*Yazarın yazıyı 2005 senesi başında yazdığı göz önünde tutulmalıdır.

ZAKIR HUSSEIN & GEORGE BROOKS

Röportaja başlamadan evvel Zakir’in, muhtemelen bavulunu taşırken kolundaki tendonlardan birini sakatladığını, hastaneye gidip, kortizon enjeksiyonu aldığını, fizik tedavi gördüğünü duyarak hafif bir şok geçiriyoruz. Sonra “bunlar bir şey değil, kırık parmakla bile çaldım” gibisinden bir şey söyleyince sevinelim mi üzülelim mi bilemiyoruz tabi. Sahnede her şeyin değiştiğini ve izleyici ile iletişimin kendisine her şeyi unutturduğunu söylüyor. Biz de elimizden geleni yapmaya söz vererek konuşmaya başlıyoruz. Bu röportaj iki sanatçının Summit adlı ortak projesi için konser vermeye geldikleri, İstanbul Caz Festivali’nde 12 Temmuz 2003 tarihinde verdikleri konserden önce yapılmıştır.


Emre Memecan (EM): Hint müziği deyince insanların aklına hemen sitar geliyor, kendi enstrümanınızla ilgili ne söyleyebilirsiniz?
Zakir Hussain (ZH): Sitar Hint müziğindeki enstrümanlardan sadece biri ve aslında Hint klasik müzik enstrümanları arasında oldukça da genç sayılabilecek bir enstrüman. Tabla için de aynı şeyi söylebiliriz. Fakat tabla her tür Hint müziği için en önde gelen perküsyon enstrümanı haline geldi. Aynı zamanda, tabla kendi repertuarına sahip bir enstrüman; bir çok tabla müzisyeninin 2 saate ulaşan solo resitaller yaptığını görebilirsiniz. Ne çalındığına bakarsanız; Hindistan’da klasik müziği kuzey ve güney kökenli şeklinde ikiye ayrılmıştır. Kuzey’den gelene “Hindustani müziği”, güneyden gelene ise “Karnatik müzik” denir. Tabla, sitar gibi kuzeyden gelen bir enstrüman. Ben de kendimi Kuzey Hindistan klasik müziğinin bir temsilcisi olarak görüyorum. Bu müzik 2000 yıllık bir geleneğe sahip bir müzik. Tabla bu müziğin içinde sadece 300-400 yıllık bir geçmişe sahip, en genç klasik müzik enstrümanı ve dolayısıyla da hala gelişme aşamasında diyebiliriz ama çok popüler oldu.

EM: Hint müziğinin Batı’dan bu kadar çok müzisyeni cezbetmesinin sebebi ne sizce?
George Brooks (GB): Bence bunun bir kaç sebebi var: İlk başta enstrümanların sound’unun kalitesi geliyor. Örneğin tabla; değişik tonlarda çok temiz ses çıkaran ve Batı kulağına enteresan gelen çok özel bir sound’a sahip; veya sitar, sürekli değişebilen kendine özgü bir rezonansı olan, notaları eğip bükebilen bir enstrüman. Bu da Batılı müzik kulağı için çok ilgi çekici. Ravi Shankar ve Zakir’in babası gibi müzisyenler Batı’nın bunları tanımasını sağlayan müzisyenler. Benzer şeyleri aslında bir performans enstrümanı olmayan tambura için bile söyleyebiliriz. Dolayısıyla ilk sırada enstrümanların egzotik sound’ları geliyor. İkinci olarak, Batılı müzisyenlerin Hint müziğindeki ritim duygusunun kompleksliğinden etkilenmeleri geliyor. Batılı bestecileri cezbeden başka bir özellik ise, biraz Türk müziğindeki çeyrek seslerin kullanımına benzeyen, daha çok mikro tonların, ara seslerin kullanıldığı bir müzik sistemi. Aynı zamanda, Hint müziğinde melodiyi son derece sofistike bir şekilde ortaya çıkarma tekniği de ilgi çeken başka bir faktör.

EM: Sıradan müzik dinleyicisi sizce bunların farkına varıp kıymetini anlayabilir mi?
GB: Sanıyorum, en azından tanışma safhasında, daha iyi anlayacak teknik temeli olmasa da, sıradan müzik dinleyicisi bu müziğin sound’undan etkileniyor. Avrupa’da, Amerika’da, özellikle son yıllarda, en azından büyük şehirlerde, insanlar Hint müziğine daha fazla ilgi duymaya başladılar ve bu müzikle nasıl bir fusion yapılabileceğini gördüler. Amerika’da büyük şehirlerde Hint klasik müziği konserlerine giderseniz, izleyenlerin neredeyse tamamının Hint kökenli olmadığını görürsünüz.

EM: Soruyu ters çevirip Zakir Hussain’e soralım, sizin için Batılı müzisyenlerle çalışmanın ilginç tarafı neydi?
ZH: Ben müziğin bekçisi olduğumuzu düşünülen bir geleneğin içinde yetiştim. Kökleri çok eskiye dayanan bu müziğin dünyadaki diğer her şeyden daha rafine olduğuna inandık. Fakat yaşım ilerleyip de dünyayı görmeye başladıktan sonra başka kültürlerin, başka müziklerin, başka geleneklerin de, bizde olmayan, kendilerine has, rafine özellikleri olduğunu farketmeye başladım.

EM: Ne gibi örneğin?
ZH: Örneğin, Batılı bir kulak için Hint müziğinin ilginç taraflarından biri melodiye verilen önemdir. Benzer bir şekilde, Hintli bir kulak için de Batı müziğindeki ilginç taraflardan biri, Hint müziğinde olmayan armonidir. Örneğin, orkestrasyon; Hint müziği esas itibarıyla solo gelenekten geldiği için, orkestrasyon kuvvetli taraflarından biridir diyemeyiz. Bunlara benzer başka şeyler de sıralayabiliriz. Bundan başka Hintli müzisyenler için çok geçerli olan başka bir nokta daha var: Binlerce yıllık geçmişi olan bir enstrümanı çalmayı, üzerinde müzik yapmayı öğreniyorlar ancak sanıyorum enstrümanın neler yapabileceğini öğrenmeyi gözden kaçırıyorlar. Bunu yapabilen çok az müzisyen var. Örneğin büyük sitar ustası Vilayed Khan: Sahiden sitarla neler yapılabileceğini, sitarın nasıl çalınabileceğini, sitarla sadece Hint müziğinin nasıl çalınabileceğini değil, en geniş anlamıyla sitarın nasıl çalınabileceğini, enstrümanla neler yapılabileceğini keşfetmiştir. Başka büyük ustalar da benzer keşifleri farklı enstrümanlar üzerinde yaptılar. Dünyanın dört bir tarafından, farklı kökenlerden gelen büyük perküsyonistleri izledikçe, onların perküsyonu farklı bir şekilde anlama ve kullanma tarzı olduğunu gördüm. Enstrümanlarını sadece olağanüstü ritmik bir şekilde değil, aynı zamanda melodik olarak da neler yapılabileceğini gösterir tarzda kullanıyorlardı. Bu bizim kulağımız için çok farklı bir şeydi ve beni çok etkilediğini söyleyebilirim. Ben de aynı şeyi kısmen tabla üzerinde yapmaya çalıştım ve tablanın sadece Hint müziği ile sınırlı olmaması gerektiğine dair bir anlayış geliştirdim. Gerçekten de tabla bir çok müzik türü için uygun bir enstrüman diye düşünüyorum. Tekno gruplarıyla çaldım, biliyorsunuz Shakti ile çalışmalarım var, George ile Summit projesinde beraber çalıyoruz ve enstrüman tüm bu farklı türlere çok iyi uyum gösteriyor. Enstrümanın tekniği o kadar iyi ki her tür forma uyabileceğini düşünüyorum. İşte tüm bunları Batılı müzisyenlerle çalışarak öğrendim.

EM: Müzikal açıdan ortak anlayışınız veya başka bir deyişle ortak müzikal vizyonunuz nedir?
GB: Bence bunu ilk önce kendi aramızda konuşmamız lazım (yüksek sesle kahkahalar)!!! Sanıyorum her ikimizin de ilgisini çeken ortak nokta, müziğin kültürler arası imkanlarını araştırmak. Sanıyorum her ikimiz de müzikal kökenlerimizin geleneklerinden yararlanarak ortaya yeni bir doğaçlama müzik çıkarmaktan hoşlanıyoruz. Her ikimiz de hem beste yapıyoruz hem de doğaçlama çalmaktan hoşlanıyoruz. Dolayısıyla bir besteyi tohum gibi alıp sahneye serperek canlı performans sırasında ortaya neler çıkacağını görmekten hoşlanıyoruz.
ZH: İzin verirseniz ben de bir şey söyleyeyim; ben kendimi hala bir öğrenci olarak görüyorum ve tüm bunlar öğrenme sürecinin bir parçası. Bu süreç sadece bir müzisyen olarak benim gelişimim acısından değil, benim geldiğim müzikal geleneğin de gelişmeye devam etmesi, başka müziklerle etkileşim içinde olması açısından önemli. Beraber çaldığım her müzisyenle her defasında öğrenmeye devam ediyorum. Aslında her deneyim bana müzisyen olarak kendi müziğimde keşifler yapmama yardımcı oluyor. Ulaşabileceğimin en iyisine ulaşmak diye bir şeyin mümkün olmayacağını çok iyi biliyorum. Burada esas mesele, enstrümanımın müzikal imkanlarından en iyi şekilde yararlanabileceğim bir noktaya doğru ilerliyor olmak.

EM: Bu geceki konser için neler söyleyeceksiniz?
ZH: Çaldığımız parçaların her ikimizin de çok iyi bildiği bir çatısı vardır, ondan sonrası tamamen sahnede neler olacağına bağlı; izleyenlere, atmosfere falan.

EM: Merak etmeyin elimizden gelenin en iyisini yapacağız! Çok teşekkürler.

 



 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik