Metin Levi metinlevi@hotmail.com
*Yazarın yazıyı 2005 senesi başında yazdığı göz önünde tutulmalıdır.

NARDİS SESSIONS

Yazımın başlığından da anlaşılacağı gibi biraz “Nardis”den ve benim Nardis sessions adını verdiğim gerçekten Türkiye’nin en iyi caz bazen de programa katılan yeniliklerle klasik ve hatta etnik müzisyenlerinin çalındığı konser kıvamında gösterilerden bahsetmek istedim. Bundan üç sene öncesinde şehrimize gerçekten ilaç gibi gelen, bana ve benim gibi birçok müzisyeni ve müzikseveri bir çatı altında toplayıp müzik ziyafetleri düzenleyen Nardis’i kutlamak gerekiyor; teşekkürüm Nardis’in yalnız caz müziğinin İstanbul’daki en aktif, en kaliteli ve de en canlı(!) caz çalınan mekanı olduğu için değil, aynı zamanda en samimi ve sıcak ve de en kaliteli atmosfere sahip olduğu için.

Tabi burada kulubün sahipleri Jazz Dergisi Yayın ve Reklam Yönetmeni Zuhal Focan ve eşi gitarist Önder Focan’ın etkisi çok büyük. Jazz Dergisi’nin kalite anlayışı Nardis’e de yansıdığı zaman, bugünkü gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Zuhal Focan’la sohbet havasında yaptığım görüşme sırasında Nardis ile ilgili kafamdaki bütün sorulara yanıt bulma imkanım oldu ve görüşmemiz oldukça rahat bir şekilde, keyifli geçti. Bu atmosferi yaratan, o sırada arkamızda prova yapan Ahmet Gülbay Quartet’in de payı oldukça fazlaydı.

Metin Levi (M.L): Bu sene Nardis’in üçüncü senesi, acaba bu senenin programında daha önce yapmadığınız yeni projeler yer alacak mı?
Zuhal Focan (Z.F): Özellikle bu sene ilk defa yer alacak bir projemiz var, haziran ayında Estonya’da beşincisi yapılacak olan Nomme Young Jazz Singers Contest’in Türkiye elemeleri burada Nardis’te yapılacak, Türkiye içinden otuz beş yaş altı her vokalist mart veya nisan gibi elemelere katılabilecek.

M.L: Nardis’i açarken ilk beklentileriniz nelerdi? ve şimdi üçüncü seneye de girerken istediğiniz hedefe ulaştınız mı?
Z.F: Tabii bir işe başlarken biraz şüpheleriniz oluyor ama, genel olarak özellikle Önder’e oranla çok pozitiftim ve biliyordum ki İstanbul’un böyle bir yere ihtiyacı var. Özellikle hedefimiz; caz çalınacak ve bu müziği dinlemek isteyen gerçek müzik dinleyicisinin rahatlıkla geleceği bir yer açmaktı. Sonuç olarak bu müziğin en belirgin özelliklerinden biri de müziği çalan insanla dinleyenin arasındaki o enerji akışıdır. Sırf bu yüzden beş yüz kişi için değil de çok daha küçük rakamlı, gerçekten de samimi atmosferli, ruhu olan bir yer yaratmaya çalıştık ve söyleyebilirim ki üçüncü seneye de girerken bunu başardığımıza inanıyorum.

M.L: Fark ettiğim bir şey var ki genel olarak fazla reklam yapmıyorsunuz? Bu kulübün politika olarak belirlediği bir davranış mı?
Z.F: Evet, zaten biz ulaşmak istediğimiz insanlara ulaşıyoruz, bizim amacımız buraya hergün yüzlerce insanın gelmesi ve bundan para kazanmamız değil, burasının gerçekten bu müziği dinlemek için gelen, bu müziğe değer veren, bizlerle bu müziği paylaşabilecek insanlarla dolması.

M.L: Genelde her caz festivali konseri çıkışında müzisyenler soluğu Nardis’de alıyor, nasıl başarıyorsunuz bunu?
Z.F: Bence nedeni şu olabilir, caz müziği konser salonları dışında kulüplerde çalınmalıdır, çünkü müzisyen ile dinleyici arasındaki o elektrik konser salonlarında oluşmuyor. Kulüplerdeki samimiyetin konser salonlarında yakalanabilmesi neredeyse imkansız.

M.L: Sizce İstanbul’da daha başka caz kulüpleri de açılmalı mı?
Z.F: Kesinlikle! En azından beş tane olmalı, eskiden Gramafon’da toplanılırdı, keşke hala orası gibi yeni yerler açılsa, sadece Nardis ile tüm caz müzisyenlerinin çalma ihtiyacı karşılanamıyor.

M.L: Nardis’de caz dışında başka tarz müziğe yer verilmiyor mu?
Z.F: Bir dönem pazartesileri caz dışı müziklere de yer verdik; Doğan Canku, Esin Avşar, Ayşe Tütüncü gibi birçok değerli müzisyene bu program içinde çaldı fakat şu an tekrar haftanın hergünü caza yöneldik.

M.L: Peki Nardis dışında eşinizle yapacağınız projeler var mı?
Z.F: Evet var,13 ocakta Önder’in Purple in Blue projesi var, geçen sene de olduğu gibi Deep Purple şarkılarını yorumlayacaklar ve bu sefer parçalar oldukça jazzy olmasına karşın vokallerde güçlü rock yorumu olacak.

M.L: Şu ana kadar Nardis’de yetişen iki proje karşımıza albüm olarak çıktı. Ercüment Vural & Önder Focan Project ve Quartet Muartet den başka projeler de görecek miyiz?
Z.F: Bizim de temennimiz o, biz herkesten fazla isteriz Nardis’de çalan müzisyenlerin buradaki çalışmalarını albüm haline getirmelerini.

Zuhal Focan ile yaptığım bu küçük sohbetten sonra size Nardis’in üçüncü sene doğum günü gecesinden bahsetmek istiyorum. Nerdeyse sene içinde seyretme imkanı bulduğum tüm müzisyenlerin orada olması, sırayla sahne almaları gerçekten kaçırılmaz bir fırsattı. Bunlardan bir tanesi vardı ki, benim Nardis’e ilk ayak bastığım gün çalan grup olmaları dolayısıyla çok önemliydi. O gün kendi kendime niye bu grup bir albüm çıkarmıyor? diye sormuştum ve bu üçüncü yıl partisinde yaklaşık tam bir sene sonra hayal ettiğim albüm çıkmıştı: Ercüment Vural & Önder Focan Project. Bu albümde çalan gurubun nerdeyse bütün elemanlarını ayrı ayrı projelerde seyretme imkanım oldu. Bas gitarda daha önce mutlaka dinlemiş olduğunuz Kangroove’dan Alp Ersönmez, davul da Türkiye’nin en iyi davulculardan Cengiz Baysal, vurmalı çalgılarda aynı zamanda iyi bir vibrafonist olan Tunç Çakır ve gitarda Önder Focan, piyano- klavyelerde Ercüment Vural. Albümün ismi Kırmızıya Çalıyor ve albümü en güzel özelliği, dinlediğiniz zaman tamamıyla Nardis te canlı çalındığında verilen enerjiyi hissedebilmeniz. Albümün sound’u gerçekten de çok iyi, albümdeki parçalara baktığımızda tek bir tarz görmüyoruz, aksine cazdan, latin’e, bossa nova’ya ve funk’a kadar çok çeşitli müzik türleri kullanılmış. Basit ve çok güzel melodilerle kutsanmış, huzur veren rahatlatıcı bir albüm olmuş. Bu projenin ortaya çıkmasında daha önce de kaliteli projeleriyle bildiğimiz Aura Productions’ı unutmamak lazım. Böyle projelerin devamının gelmesini dilerken, yorucu bir günün ardından bu albüm dinlemenin size ilaç gibi geleceğini de söylemeden geçemeyeceğim

 
   


  Yazıların hakları ve sorumluluğu yazarlara aittir © 2006 santralmüzik